Dindarlık ve Sekülerlik Arasında Sıkışan Toplumun Durumu

Dindarlık ve sekülerlik arasında kalan toplumun sorunları ve dinin gerçek anlamı üzerine bir değerlendirme.

MUSTAFA SABRİ BEŞER / STAR

Din, yalnızca tek sesli bir gürültü değil, imandan ihsana uzanan geniş bir yolculuktur. Bu yolculuk, ahlak, sanat, letafet, vakar, adalet ve tebliğ gibi unsurları içerir. Mekke ve Medine, bu sürecin önemli duraklarıdır.

Ülkemizde din konusunda iki farklı anlayış mevcut. Birinci grup, din adına konuşurken sık sık ölçüyü kaçırıyor. Bazıları cüreti ilim olarak değerlendirirken, bazıları hoyratlığı tebliğ zannediyor ve kendi dar bakış açılarını dinin evrensel gerçekleri olarak sunuyor. Bu durum, genç zihinlerde ciddi soru işaretleri oluşturuyor.

İkinci grup ise yanlış bir sözü büyütüp, bu hatayı bir medeniyetin tamamına mal etmeyi marifet sayan çevrelerden oluşuyor. Bir fetvadan karikatürler üretmekte, bir cümleden ucube çıkarabilmektedirler. Kendi mahallelerinde yaşananları göz ardı ederek, başkalarına terbiye dersi vermeye çalışıyorlar.

Televizyon ekranlarında yer alan bazı kişiler, organize terör çetesi olan İsrail’e karşı söz söyleyenleri hedef alıyor. Diğerleri ise ajan kılığında hezeyanlar savuruyor. Bu kişiler, ibadeti küçümseyip, namazı hafife alarak dinin özünü zedelemeye çalışıyorlar.

Bu anlayış, dindarların hatalarını büyütürken, kendi çevrelerindeki sorunları gizlemekte bir sakınca görmüyor. 28 Şubat döneminde namaz kılan gençleri “irtica manzarası” olarak gösteren medya, günümüzde birkaç hoyrat cümleyi bahane ederek dini boğmaya çalışan bir aparat haline gelmiştir. O dönemde örtüye saldırırken, bugün aileyi hedef alıyorlar. Secdeyi kriminalize edenler, şimdi kavram mühendisliği ile hayatı yeniden şekillendirmeye çalışıyorlar.

Özgür Özel’in aileyi metinden çıkarması ve cinsiyet eşitliğini ön plana çıkarması, toplumsal gerçekliği düzelteceği düşüncesiyle yapılmaktadır. Ancak bu yaklaşım, gerçekte aile müessesesini kuşatma altına almaktadır. Gençlik, ekranların, arzuların ve reklam estetiğinin etkisi altında savrulmaktadır.

Buna rağmen, bu çevreler bakanlık adını değiştirmenin gerçekliği değiştireceğini sanıyorlar. Fransızca terimler ekleyerek ve akademik jargon kullanarak, sözde bir dönüşüm yaratmaya çalışıyorlar. Ancak bu, gerçek bir değişim değil, yüzeysel bir yaklaşım olmaktan öteye geçemiyor.

Bizim mahallemize baktığımızda, cerahatin bir kısmının dışarıdan, bir kısmının ise içeriden geldiğini görüyoruz. İki uçta savrulan bir fırkalaşma söz konusu. Bir grup, dini kötü gösterirken, diğer grup ise etliye sütlüye karışmayarak şirin görünmeye çalışıyor. Bir taraf hiddeti hikmet olarak görürken, diğer taraf mahcubiyeti irfan sayıyor. Bu durum, dini sulandıran bir tablo ortaya çıkarıyor.

Din, yalnızca bir borazan gürültüsü değildir. İmandan ihsana uzanan geniş bir yoldur. İçinde ahlak, sanat, letafet, vakar, adalet ve tebliğ vardır. Biz, dinimizi sevdirmek için bir reklam ajansı değiliz. Bugün seküler kesim, aileyi tasfiye eden bir jargon kullanırken, Müslüman mahallenin bir kısmı hoyrat bir üsluba kapılmaktadır. Diğer bir kısmı ise hakikati sulandıran bir anlayışa teslim olmaktadır.

Yapmamız gereken, hoyratlıkta ısrar etmek değil, şirinlik uğruna dinin omurgasını eritmekten kaçınmaktır. Doğruyu vakar ile ifade etmek, yanlışı cesaretle düzeltmek ve kendi içimizdeki sorunları çözmek esastır. Dışarıdan gelen ideolojik kirliliğe hayranlıkla bakmamak da önemlidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu