Irak’ın Balkanlaşma riski: Rubio neyi kastediyor?

Irak’ın Balkanlaşma riski, ülkenin yakın zamanda bölünmesinden çok silahlı grupların devlet otoritesini zayıflatması ve İran etkisinin sürmesi anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Irak’taki silahlı grupların merkezi yönetimin denetimine alınmaması halinde ülkenin “Balkanlaşma” tehlikesiyle karşılaşabileceğini söyledi. Rubio, açıklamasını Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında çarşamba günü New York’taki Palace Hotel’de gazetecilere yaptı. Bir gece önce Irak Başbakanı Ali Zeydi ile görüşen Rubio, Washington’ın Zeydi’nin silahlı grupları silahsızlandırma konusundaki kararlılığına güvendiğini, ancak sürecin son derece kapsamlı ve zorlu olduğunu belirtti.

ABD’li bakan, en az üç grubun silah bırakma ve merkezi yönetime katılma konusunda adım attığını, en az bir grubun ise sürece daha mesafeli yaklaştığını ifade etti. Rubio’ya göre hedef, Irak’ta devletin dışında hareket eden bağımsız silahlı yapıların sona erdirilmesi ve bu yapıların ülkeyi farklı güç merkezlerine ayırmasının önlenmesi.

“Balkanlaşma” ifadesi ne anlama geliyor?

“Balkanlaşma” kavramı, genellikle etnik veya dini çizgiler boyunca bir ülkenin küçük, rakip ve zayıf siyasi birimlere ayrılmasını anlatıyor. Terim, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülmesiyle Balkanlar’da yaşanan parçalanma sürecinden doğdu. Irak bağlamında ise uzun süredir ülkenin mezhepsel ve etnik farklılıklar temelinde bölünmesi ihtimaline ilişkin kaygıları ifade etmek için kullanılıyor.

Royal United Services Institute’ta Orta Doğu güvenliği alanında kıdemli araştırmacı olan Burcu Özçelik, Rubio’nun sözlerinin doğrudan bir toprak bölünmesine işaret etmeyebileceğini söyledi. Özçelik’e göre asıl mesele, İran yanlısı silahlı grupların Irak devlet yapısı içinde oluşturduğu kırılmalar. Bu gruplar, rekabet etmelerine rağmen paralel ekonomik kanallar, siyasi nüfuz alanları ve petrol kaçakçılığı ağları üzerinden İran’ın bölgesel çıkarlarına hizmet eden yapılar olarak faaliyet gösteriyor.

Irak gerçekten bölünme tehdidiyle karşı karşıya mı?

Uzman değerlendirmelerine göre Irak’ın kısa vadede toprak bütünlüğünü kaybetmesi beklenmiyor. Özçelik, Rubio’nun kullandığı anlamıyla “Balkanlaşma”nın, Irak’ın İran müdahalesinden bağımsız, merkezi ve istikrarlı bir devlet haline gelememesi riskini ifade ettiğini belirtti. Bu nedenle uyarı, yakın zamanda gerçekleşecek bir coğrafi parçalanmadan çok devlet otoritesinin kalıcı biçimde zayıflamasına ilişkin.

Özçelik, silahlı grupların federal yapı içinde çoğu zaman cezasız hareket ettiğini ve sorunun artık geçici olmaktan çıkarak yapısal bir nitelik kazandığını söyledi. Orta Doğu siyasi analisti ve Arab Perspectives Institute’un kurucu direktörü Zeidon Alkinani ise Rubio’nun açıklamasının iki şekilde yorumlanabileceğini belirtti: Açıklama, Irak hükümetini silahsızlanma sürecinde daha hızlı adım atmaya zorlayan bir baskı aracı olabilir ya da ABD yönetiminin Irak ve bölgeye ilişkin sınırlı anlayışını yansıtabilir.

Alkinani, silahsızlanmanın Irak’ın 2003 sonrası siyasi düzeni açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu, ancak ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. 2003’teki ABD işgali, 2006-2007 dönemindeki mezhep çatışmaları, 2014-2017 yılları arasındaki IŞİD savaşı ve 2017’deki Kürdistan bağımsızlık referandumu, Irak’ın birliği açısından daha ciddi krizler olarak sıralandı.

Trump ve Zeydi görüşmesinin ayrıntıları

Rubio, Irak Başbakanı ile yaptığı görüşmenin ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın da salı akşamı New York’ta Zeydi ile bir araya geldiğini açıkladı. Ancak görüşmenin ayrıntıları kamuoyuyla sınırlı biçimde paylaşıldı. Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre taraflar siyasi, ekonomik ve yatırım alanlarındaki işbirliğini ve bölgesel güvenliği ele aldı.

Bu buluşma, iki liderin temmuz ayından bu yana gerçekleştirdiği ikinci görüşme oldu. Zeydi, önceki görüşmede Beyaz Saray’da, 30 Eylül sonrasında silahlı grupların mevcut varlıklarını sürdürmeleri için herhangi bir gerekçenin kalmayacağını söylemişti. Ancak silahsızlanma takvimi daha sonra ertelendi. Zeydi, The New York Times’a yaptığı açıklamada sürecin 30 Haziran 2027’ye kadar devam edeceğini belirtti.

Alkinani, Irak hükümetinin bu konuda son derece hassas bir denge gözetmek zorunda olduğunu söyledi. Devlet kurumları dışındaki silahlı yapıların uzun süredir yolsuzluğun temel unsurlarından biri olarak görülmesi ve silahsızlanmanın İran etkisini azaltabileceği düşüncesi, kamuoyunda sürece yönelik desteği artırıyor. Bununla birlikte Alkinani, dönüşümün sabır ve siyasi hassasiyet gerektirdiğini, aksi halde sürecin hızla başarısız olabileceğini vurguladı.

Görüşme, Irak’ta bulunan birkaç yüz ABD askerinin 30 Eylül’de ülkeden ayrılmasının planlandığı tarihten kısa süre önce gerçekleşti. Rubio, askerlerin görev süresinin uzatılmasına yönelik herhangi bir görüşme yapılmadığını söyledi.

Irak’taki silahlı gruplar

Irak’taki silahlı yapıların önemli bölümü, IŞİD’le mücadele amacıyla kurulan ve ağırlıklı olarak Şii gruplardan oluşan Haşdi Şabi çatısı altında bulunuyor. Haşdi Şabi yaklaşık on yıl önce resmen Irak güvenlik güçlerine dahil edildi. Ancak bünyesindeki birçok grup kendi komuta zincirini korudu ve İran’la yakın ilişkilerini sürdürdü.

Bazı gruplar hükümetin silahsızlanma veya yeniden yapılandırma girişimine destek verdiğini açıkladı. Seraya es-Selam, Asaib Ehli’l Hak ve Ketaib İmam Ali, silahların teslim edilmesi ya da statünün yeniden düzenlenmesi konusunda Bağdat’la anlaşmaya vardı. Mukteda Sadr’a bağlı Seraya es-Selam’ın silahlı kanadı da haziran ayında Samarra’da düzenlenen törenle güvenlik güçlerine dahil edildi.

Buna karşın Özçelik, hiçbir grubun şimdiye kadar tamamen ve başarılı biçimde silahsızlandırıldığının söylenemeyeceği uyarısında bulundu. İran’a yakın Ketaib Hizbullah ve Hareket en Nuceba, “direniş silahları” olarak tanımladıkları silahları bırakmayacaklarını açıkladı. En eski ve en büyük yapılardan Bedir Örgütü’nün lideri Hadi el-Amiri ise silahların devlet denetimine alınmasının dışarıdan dayatılacak bir karar değil, Irak’a ait bir tercih olması gerektiğini söyledi ve devlet ile “direniş” arasında çatışma çıkacağı ihtimalini reddetti.

Özçelik’e göre bundan sonraki temel sorun, farklı mali kaynaklara, siyasi hedeflere ve çıkar ilişkilerine sahip gruplardan hangilerinin belirlenen takvime kadar sisteme gerçek anlamda dahil edilebileceğini ortaya koymak. Başbakan Zeydi’nin önündeki sınavlardan biri de bu yapıların kimliğini Irak merkezli ve Irak öncelikli bir çizgiye taşıyıp taşıyamayacağı olacak.

Silahlı grupların bölgesel çatışmalardaki rolü

Ketaib Hizbullah ve Hareket en Nuceba daha önce Irak’taki ABD güçlerini hedef aldı. Bu grupların, ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmalar sırasında Körfez ülkelerine yönelik saldırılarda da rol oynadığı belirtildi. Rubio, bölgede enerji altyapısına düzenlenen son saldırıların yalnızca Yemen’deki Husiler tarafından gerçekleştirilmemiş olabileceğini, Irak’taki İran destekli grupların da saldırılara kısmen katılmış olabileceğini söyledi.

Özçelik, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın Irak’ın güneyinden hedef alındığına ilişkin haberleri hatırlatarak, İran yanlısı milislerin ABD-İran çatışmasında doğrudan istikrarsızlaştırıcı bir rol oynadığını ifade etti.

İran uçuşları ve Necef bağlantısı

Yeni ABD yaptırımları, İran hava yolu şirketlerine yakıt sağlayan, bakım hizmeti sunan veya bilet satan havaalanları ve şirketleri de kapsıyor. İran makamları, Bağdat’ın İran’dan gelen uçuşları kabul etmeyi durdurduğunu ve seferlerin Necef’e yönlendirilmesi için çalışma yürütüldüğünü açıkladı.

Necef’ten İran’a uçuşların ise sürdüğü ve bu seferlerin durdurulmasına yönelik bir talimat bulunmadığı bildirildi. Hz. Ali’nin türbesine ev sahipliği yapan Necef, hac ve ziyaret amaçlı seyahatlerin başlıca merkezlerinden biri. Kentteki seyahat şirketleri de İran bağlantılı hava trafiğine önemli ölçüde bağımlı durumda.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu