El-Fetih’in 8. Kongresi: Meşruiyet Krizi ve Güç Dinamikleri
El-Fetih’in 8. Kongresi, mevcut güç dinamiklerini ve meşruiyet krizini derinlemesine ele alıyor.
El-Fetih’in sekizinci kongresi, hareketin içindeki güç dinamiklerini ve meşruiyet krizini yeniden şekillendiren bir olay olarak dikkat çekti. Mehmet Rakipoğlu, bu kongrenin, El-Fetih’in anlatımı ile gerçekliği arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. Abbas’ın oybirliğiyle yeniden seçilmesi, mevcut yapıyı katılaştırarak çok yönlü bir meşruiyet krizini çözmekten ziyade, mevcut güç odaklarının yeniden üretimine yol açtı.
Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El-Fetih), 1959 yılında Yaser Arafat ve arkadaşları tarafından Kuveyt’te kuruldu. Sol milliyetçi ve seküler bir çizgide konumlanan El-Fetih, Soğuk Savaş döneminde silahlı mücadele odaklı bir fedai hareketi olarak varlık gösterdi. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temelini oluşturan El-Fetih, 1993 Oslo Anlaşmaları ile silahlı mücadeleyi bırakıp, İsrail’i meşru bir devlet olarak tanıyarak Filistin Otoritesi (FO) aracılığıyla iktidara ortak oldu.
El-Fetih’in Genel Kongresi, hareketin en yüksek karar alma ve yasama organıdır. İç tüzüğüne göre dört yılda bir toplanması gereken kongre, 18 üyeli Merkez Komitesi ve 80 üyeli Devrim Konseyi’ni seçmekte ve siyasi program ile yönetsel yönelimi belirlemektedir. Tarihi boyunca yedi kongre gerçekleştiren hareketin sekizinci kongresi, 2021’den bu yana beş yıl gecikmeyle 14-16 Mayıs 2026 tarihlerinde Ramallah’ta yapıldı. 2.514 delegenin katılımıyla gerçekleşen kongre, El-Fetih’in FKÖ ve FO üzerindeki etkisi nedeniyle Filistin’in siyasi yapısını da doğrudan etkilemektedir.
Mahmud Abbas, 2005 yılından bu yana Filistin Otoritesi Başkanı olarak görev yapmaktadır. Son yasama seçimi 2006 yılında yapılmış olup, o tarihten bu yana cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleştirilememiştir. Bu durum, Abbas yönetiminin meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Abbas liderliğindeki Filistin Otoritesi, Oslo sonrası kurulan bir hiyerarşik yapı üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, sadakat odaklı atamalarla güçlendirilmekte ve direncini ideolojik tutarlılıkla değil, üç ana yapı üzerinden sürdürmektedir: klientelist ağlar, ekonomik bağımlılık ve uluslararası aktörlerle yakın iş birliği.
Abbas’ın Siyonist işgale karşı meşru silahlı direnişe bakışı ise çelişkilerle doludur. Kongrede Abbas, 7 Ekim olayını görkemli bir şekilde nitelendirmiş, ancak bu eylemin sonuçlarıyla ilgili Filistinlilerin yaşadığı kayıpları da dile getirmiştir. Abbas liderliğindeki Filistin Otoritesi, Ekim 2023 sonrasında Gazze’de yaşananlara karşı sessiz kalmayı tercih etmiş, bunun yerine uluslararası destek arayışına yönelmiştir.
Sekizinci kongrenin dikkat çeken bir diğer boyutu, 90 yaşındaki Abbas’ın oğlu Yasir Abbas’ın Merkez Komitesi’ne aday olmasıdır. Yasir Abbas, iş dünyasında tartışmalara yol açan bir profil sergilemekte ve babasının özel temsilcisi olarak uluslararası platformlarda yer almaktadır. Bu durum, El-Fetih’in imajını olumsuz etkileyebileceği gibi, hanedanlık siyaseti eleştirilerini de beraberinde getirmektedir.
Mahmud Abbas, son on yılını güvenilir çevresine anahtar pozisyonlar atayarak geçirmiştir. 2022’de Hüseyin el-Şeyh’i FKÖ Genel Sekreteri olarak atamış, bu durum El-Fetih’in içindeki demokratik inandırıcılığı zedelemiştir. El-Fetih’in bağımsız Filistin devleti idealinin, hanedanlık siyaseti ile çeliştiği görülmektedir. Bu nedenle, sekizinci kongrenin demokratik seçimlere değil, mevcut iktidar yapısının yeniden üretilmesine yol açacağı öngörülmektedir.
El-Fetih ve Filistin Otoritesi’nin Batı ile İsrail’e yakınlığı, yapısal bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Filistin Otoritesi, bütçesinin büyük kısmını Batılı bağışçılara bağımlı olarak yürütmektedir. Bu bağımlılık, Gazze’deki olaylara karşı eleştirel bir tutum sergilemesini engellemektedir. Ayrıca, El-Fetih’in Hamas ile yürüttüğü müzakereler, liderlik tartışmalarına dönüşmüştür.
Sonuç olarak, El-Fetih’in sekizinci kongresi, hareketin anlatımı ile gerçekliği arasındaki derin uçurumu bir kez daha ortaya koymuştur. Abbas’ın yeniden seçilmesi, mevcut meşruiyet krizini çözmekten ziyade, güç odaklarının yeniden üretilmesine yol açmıştır. Kongre sonrası Hamas’ın diyalog çağrısı, Filistin içindeki bölünmüşlüğün Abbas ve ekibi kaynaklı olduğuna dair bir kanıt niteliğindedir. Her ne kadar ulusal birlik çağrısı yapılsa da, bu çağrının gerçekleşme olasılığı, El-Fetih’in kimliğini ne ölçüde sorgulayacağına bağlıdır.




