Schrödinger’in Sözlüğü: Eşikten Geçen Bir Okuma Deneyimi
Schrödinger’in Sözlüğü, okuma deneyimimizi sorgulayan derin bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
Okuma eylemi, her ne kadar benzer bir anlam taşısa da, bireylerin farklı beklentileri doğrultusunda çeşitlenmektedir. Bilgi edinmek, dinlenmek veya kendimizi daha iyi hissetmek gibi amaçlar etrafında şekillenen okuma deneyimleri, bazen konfor alanımızı zorlayan ve rahatsız eden eserlerle karşılaşmamıza neden olur. Bu tür kitaplara ben, ‘eşik kitap’ adını veriyorum; çünkü bu eserler, okuma isteğimizi artırırken, aynı zamanda bizi düşünmeye ve sorgulamaya itiyor.
Hayatta kalma içgüdümüz gereği bilgi edinmek, güvenli bir yaşam alanı yaratmamıza yardımcı olur. Ancak fiziksel konforun ötesinde, zihinsel bir konfor alanı da mevcuttur. Doğru düşünme ve doğru yerde durma hissi, insanı özgüvenli kılar. Bu alan, sosyal çevremizi şekillendirirken insan olmanın karmaşık doğasını da gözler önüne seriyor.
Alev Alatlı’nın ‘Kâbus’ adlı eserini, benim için bir eşik kitap olarak nitelendirmek mümkün. Bu eser, okuma deneyimimi derinleştirirken, daha fazla sorgulama isteği uyandırdı. Nitelikli bir okuma, yalnızca inandığımız düşünceleri destekleyen metinler değil, aynı zamanda insanı geliştiren ve unuttuğumuz değerleri hatırlatan eserler olmalıdır.
Alberto Manguel, Okumanın Tarihi‘nde Kafka’nın şu sözlerine yer verir: “Bizi ısıran ve zehirleyen kitapları okumalıyız. Eğer okuduğumuz kitap, kafamıza balyoz gibi inmezse, neden okuma zahmetine girelim ki?” Bu bağlamda, okumanın sadece eğlence değil, aynı zamanda bir sorgulama ve uyanış süreci olduğunu vurgulamak önemlidir.
Birçok kişi, “Okuyorum ama aklımda hiçbir şey kalmıyor,” diye şikayet eder. Ancak unutmak, aslında zihnimizde her zaman bir iz bırakır. Geçmişte yaptığım okumalar, zamanla birçok kavram ve örneği hafızamda canlı tutmayı başardı. İlk okumamda daha çok ön-insan ve afazi kavramlarına</strong} odaklanırken, ikinci okumamda farklı bir perspektiften, nal, mıh ve at üzerinden değerlendirmeler yaptım.
Toplumlar, dönüm noktaları ve kritik liderlerle şekillenir. Alev Alatlı’nın ödül töreninde yaptığı konuşma, toplumsal hak ve adalet vurgusuyla dikkat çekici bir dönüm noktasıdır. Bu konuşma, toplumsal sorunları cesaretle dile getirirken, ‘Kâbus’ romanında da benzer bir derinlik sunmaktadır. Alatlı, bu eserde birçok kavramla okuyucusuna sesleniyor ve onları düşünmeye yönlendiriyor.
Ön-insan: Alatlı’nın ‘Kâbus’ eserinde üzerinde durduğu kavramlardan biri olan ön-insan, “doğadan ayrışmamış, nesnellikten öznelliğe geçmemiş bilinçsizlik dönemi insanı” olarak tanımlanıyor. Bu kavram, insanın temel özelliklerinden yoksun oluşunu ve Türk insanının çocuk yetiştirme modelindeki eksiklikleri sorguluyor.
Afazi: Bu terim, iletişimsizlik ve toplumsal bir salgın olarak ele alınıyor. Alatlı, “celbedilmiş afazi” ifadesiyle, toplumsal iletişimsizliğin tıbbi boyutunu aşarak insan yapımı bir sorun olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda, herkesin bir şeyler söylediği ama kimsenin kimseyi anlamadığı bir durumu tanımlıyor.
Aristo ve 0/1 Yaklaşımı: Alatlı, modern dünyanın düşünce yapısında Aristo’nun etkisini sorguluyor. Gerçek hayatta keskin sınırların olmadığını, kuantum fiziği ile bu sınırların belirsizleştiğini savunuyor. İnsanların ya da ya da arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarında, kendi taraflarındaki sorunları görmezden geldiklerini belirtiyor.
Öteki: Modern dünya, belirli sınırlar çizerken, bu durumun öteki kavramını doğurduğunu ifade ediyor. Öteki, yeterince sağlıklı düşünemeyen ve fikir düzeyinde geride kalan insanları tanımlıyor. Bu bağlamda, fikir farklılıklarının, iletişimsizliğe yol açtığını vurguluyor.
Fikri Sefalet: Alatlı, insanların aidiyet hissi ile hayatı tanımladığını, ancak bu durumun kendi konumlarını belirledikten sonra fikirlerini derinleştirmeleri gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda, fikirsel yetersizliklerin toplumsal sorunları beslediğini belirtiyor.
Ödün Kültü: Alatlı, toplumda tartışmaya kapalı olan kavramların, hoşgörü gibi olumlu görünen unsurların zamanla yozlaşabileceğini ifade ediyor. Hoşgörünün, ilkesizlikle sonuçlandığını ve toplumsal değerlerden uzaklaşmaya neden olduğunu belirtiyor.
Mıh, Nal, At: Alatlı, toplumsal yıkımın nereden başladığını sorgularken, semboller üzerinden derinlemesine analizler yapıyor. Bir mıhın, bir ordunun savaş kaybetmesine neden olabileceğini belirtiyor ve bu bağlamda toplumsal kayıpları sorguluyor.
Göreceli Hak: Alatlı, hak kavramının farklı ideolojiler tarafından farklı şekillerde anlaşıldığını ifade ediyor. Bu durum, toplumda hak tanımının belirsizliğine yol açıyor.
Alatlı’nın eserleri, toplumsal sorunları cesaretle gündeme getirirken, okuyucusunu düşündürmeye yönlendiriyor. Eserin sonunda, Alev Alatlı’nın, “Parmağıma değil işaret ettiğine bakın!” sözüyle, okuyucularını düşünmeye davet ettiğini görüyoruz. Onun eserleri, sadece birer kitap değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık için bir rehber niteliği taşımaktadır.
Kaynakça: Alatlı, A. (1999). Schrödinger’in Kedisi (Kâbus). Boyut Yayınevi.
Manguel, A. (2025). Okumanın Tarihi. Yapı Kredi Yayınları.




