Rahatsız Edici Sorularla Yüzleşmekten Kaçınmak

Rahatsız edici sorularla yüzleşmekten kaçınmak, Müslümanların değerlerini sorgulamalarını engelliyor.

Yeni Şafak / Yaşar Süngü

Akraba Yoksulluğu

Rahatsız edici sorularla yüzleşmekten kaçınma eğilimimiz, yalnızca zihnimizde değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerimizde de derin etkiler yaratıyor. Kendimize sormaktan çekindiğimiz bu tür soruları başkalarına yöneltmekten ise keyif alıyoruz. Peki, bunun nedeni ne? Çünkü yargılamanın verdiği haz, eleştirilmekten duyduğumuz acıdan daha çekici geliyor. Bu yüzden, eleştirilere kapalı bir tutum sergiliyoruz.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı tercih ediyoruz. Bilgisiz kalmanın cazibesinden kaçınmak oldukça zor. Gerçekten de inandığımız değerler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Birçok alanda körü körüne inanç beslemek, bizi yormadığı için cazip geliyor. Ancak bu durum, kuralları göz ardı etmemize ve sadece işimize gelenleri öne çıkarmamıza neden oluyor.

Müslüman olduğumuzu ifade etmemize rağmen, dinin kurallarını ciddiye almamak ya da sadece kendimize uygun olanları seçmek yaygın bir davranış haline geldi. Peygamberimizin rehberliğini kabul ettiğimizde, onun öğretilerini bireysel yorumlarımızla çarpıtma eğilimindeyiz. İmam Nevevî tarafından 13. yüzyılda derlenen ve Müslümanların günlük yaşamlarına ışık tutan Riyâzü’s-Sâlihîn adlı hadis kitabında, akrabalık ilişkilerinin önemine dair önemli bir hadis yer alıyor.

Bu hadiste, Ebû İshâk Sa’d b. Vakkâs (ra), Resûlullah’ın kendisini ziyarete geldiğini ve hastalığı nedeniyle miras konusunu gündeme getirdiğini anlatıyor. Peygamber, mirasın büyük bir kısmını sadaka olarak vermek istemesine karşılık, mirasçılarını zengin bırakmanın daha hayırlı olduğunu vurguluyor. Eğer Müslümanlar bu hadisi öğrenip ciddiye alsalardı, akrabalarının yoksulluğundan kendilerinin sorumlu olduğunu kavrayacaklardı. Yardımda bulunurken öncelikle akrabalarına yönelir, kendi mal varlıklarını israf etmezlerdi.

Bir başka hadis ise, iki Müslümanın birbirine kılıç çekmesinin cehenneme götüreceğini belirtmektedir. Eğer İslam dünyası bu uyarıyı dikkate alsaydı, Müslümanlar arasında savaşlar yaşanmaz, dış güçlerin oyunlarına gelinmezdi. Ülkelerini sömürmeye çalışanlara karşı birleşirlerdi. İslam coğrafyasındaki zengin kaynaklar, batıya peşkeş çekilmezdi. Kardeşlik bağları güçlenir, yoksulluk asgariye indirilirdi.

Ancak günümüzde, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında İslam ülkelerinin yer aldığını görüyoruz. Zengin kaynaklara sahip olmalarına rağmen, iç savaşlar ve çatışmalar nedeniyle kardeşler birbirini öldürüyor. Bu durum, inandığımız değerlere ne kadar sahip çıktığımızın bir göstergesi. Eğer rehber olarak kabul ettiğimiz kişilerin öğütlerini ciddiye almazsak, yarın o bizi ciddiye alacak mı? Bu soruların yanıtı, Müslümanların kendi değerleriyle yüzleşme cesaretini göstermeleriyle doğrudan ilişkilidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu