Gösterişten Uzak, Derin İnsanlar: Gerçek Değerler

Gösterişten uzak, derin ve gerçek insanları anlatan bir bakış açısı.

Fatih Yüksektepe, Milli Gazete’de kaleme aldığı “Gösterişsiz görülebilenler!” başlıklı yazısında, günümüz dünyasının gürültüsü ve gösterişe dayalı yaşam tarzını eleştiriyor.

Dünya, artık sağır edici bir pazara dönüşmüş durumda. Her köşede benlik satışı yapılmakta, her tezgâhta bir gösteriş sergilenmekte. Bu karmaşanın ortasında ise, bazı ruhlar var ki, bir dağ gibi sessiz ve bir okyanus kadar derinler. Onlar, gösterişe ihtiyaç duymadan varlıklarını sürdürenlerdir.

Onların görünürlüğü, bir şimşek gibi anlık değil, gün doğumunun ağır ve vakur süzülüşü gibidir. Yüce dağlar, sarsıntılara karşı direnmek yerine sadece dururlar; işte bu insanlar da öyle. Kendi merkezlerinde sağlam durarak, çevrelerindeki insanların ruhlarında bir çekim gücü oluştururlar.

Onlar için görünmek, bir vitrine çıkmak değil, hakikati yaşamak demektir. Seslerini yükseltmezler; çünkü fısıltılar, çığlıklardan daha uzaklara ulaşır. El sallamazlar; zira varlıklarının yaydığı titreşim, en kalabalık ortamlarda bile hissedilir.

Eski bir deyim, “Boş teneke çok ses çıkarır” der. Ancak içi dolu olanlar, başlarını eğerek tevazu gösterirler. Bu tevazu, bir boyun eğiş değil, doluluktan kaynaklanan bir ağırlığın sonucudur. Onları fark etmek için dokunmalarına gerek yoktur; varlıkları, serin bir rüzgâr gibi etrafınızı sarar.

Gösteriş, ruhun yoksulluğunun bir belgesidir; “Bana bak, yoksa yok olacağım” diyen bir çağrıdır. Ama gösterişsiz görünenler, ışığı çalmazlar. Karanlıkta kendi kendilerine yanmaya devam eden kandiller gibidirler; ne rüzgâr ne de başka birinin ışığı onları söndürebilir.

Gözlerine baktığınızda, devasa bir reklam panosu değil, uçsuz bucaksız bir kütüphane görürsünüz. Sözleri azdır ama kelimeleri derin ve anlamlıdır. Gülüşleri gürültülü değildir, ama içtenlikleriyle bir odayı ısıtır. Yaptıkları iyilikler, kimsenin bilmediği gizli bahçelerdir; sadece o bahçenin kokusunu alanlar onları bulabilir.

Onlar, dünyadan geçerken ayak izleri değil, ruh izleri bırakırlar. Bir odaya girdiklerinde belki ilk anda dikkat çekmeyebilirler, ama gittiklerinde oluşan tarifsiz boşluk, herkesin gönlünde hissedilir. Varlıklarıyla değil, yokluklarıyla “Buradaydım” derler. En büyük görünürlük de bu değil midir? Silinmeyen bir iz bırakmak.

Kendi değerini bilen, başkasının terazisine çıkmaz. Kendi ışığını yakan, başkasının gölgesinden korkmaz. Ve sizler, bu gürültülü çağın yorgun yolcuları, parıltılı ekranlardan ve sahte alkışlardan başınızı kaldırdığınızda, ruhunuzu dinlendirecek olan şey, yine o sessiz insanların gölgesidir. Gerçek asalet, yavaş yürüyenlerin değil, hiçbir şey giymese bile kral gibi duranların omuzlarında olacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu