12 Eylül tanıkları 46 yıl sonra işkenceleri anlattı
12 Eylül tanıkları, darbenin ardından Kırıkkale ve Ankara’da yaşadıkları işkenceyi, ağır cezaevi koşullarını ve yıllar süren baskıyı anlattı.
Türkiye’nin demokrasi tarihinde derin izler bırakan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Kırıkkale’de yaşayan İzzet Yıldız, Mustafa Hulusi Ulusan ve İrfan Toptaş, darbe döneminde gördükleri işkenceyi, baskıyı ve ağır cezaevi koşullarını yıllar sonra anlattı. 12 Eylül tanıkları, yaşadıklarının aradan geçen zamana rağmen hafızalarından silinmediğini belirtti.
Gözaltında başlayan işkence süreci
İki çocuk babası İzzet Yıldız, 13 Ekim’de gözaltına alındıktan sonra önce askeri alaya, ardından emniyete götürüldüğünü söyledi. Ankara’da C5 olarak bilinen merkezde yaklaşık 10 gün işkence gördüklerini aktaran Yıldız, 16 metrekarelik bir odada 30 kişinin beton zeminde tutulduğunu ifade etti.
Yıldız, sorgulamalarda Filistin askısı ve elektrik verme gibi yöntemlerin kullanıldığını, gözlerinin sürekli bağlı tutulduğunu anlattı. İşkenceye dayanamayan kişilerin önlerine konulan suçlamaları kabul etmek zorunda bırakıldığını belirten Yıldız, tutuklanmasının ardından ifade vermek için 24 ay beklediğini söyledi. İfadesinin alındığı gün tahliye edilen Yıldız, daha sonra beraat etti.
Cezaevinde de baskının sürdüğünü dile getiren Yıldız, mahpusların sabah saat 06.00’da kaldırıldığını ve gün boyunca eğitim adı altında çeşitli uygulamalara maruz bırakıldığını aktardı.
Mamak Cezaevi’ndeki ağır koşullar
Emekli öğretmen Mustafa Hulusi Ulusan da 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde kaldığını ve o günleri unutamadığını söyledi. Aralarında cezaevini “taş medreseler” olarak adlandırdıklarını belirten Ulusan, yaşananların bazı yönlerinin anlatılamayacak kadar ağır olduğunu ifade etti.
Ulusan, C5’te arkadaşlarına uygulanan işkenceyi doğrudan görmediğini ancak onların çığlıklarını dinlemek zorunda bırakıldığını anlattı. Soğuk havalarda avluda yüzüstü yatırıldıklarını, işkence görecek kişilerin ise içeri alındığını belirten Ulusan, bu sırada içeriden gelen sesleri duymanın kendileri için başlı başına bir işkence olduğunu söyledi.
Alınan ifadeler beğenilmediğinde yeniden yazdırıldığını aktaran Ulusan, daha sonra demir parmaklıklarla çevrili ve “kafes” olarak adlandırılan bölüme götürüldüklerini dile getirdi. Mamak’ta 18 ay kaldığını belirten Ulusan, bazı dönemlerde koğuşlarda yaklaşık 85 kişinin bulunduğunu ve üç kişinin aynı yatakta yattığını söyledi.
Kış aylarında ısınma sorunu yaşadıklarını kaydeden Ulusan, kömürün yetersiz kalması nedeniyle eski kıyafetleri, postalları ve bulabildikleri diğer eşyaları yakarak ısınmaya çalıştıklarını anlattı. Ulusan, aradan geçen yıllara rağmen o günleri düşündüğünde hâlâ büyük bir sarsıntı yaşadığını belirtti.
Altı yıl süren tutukluluk
İrfan Toptaş ise 22 Eylül 1980’de gözaltına alındığını ve Ankara Mamak Cezaevi’ne sevk edildiğini söyledi. MHP davası kapsamında yargılandığını belirten Toptaş, Kırıkkale’de ve C5’te işkence gördüklerini, burada yaklaşık bir hafta tutulduklarını aktardı.
Gözaltı sürecinin Kurban Bayramı’na denk geldiğini anlatan Toptaş, bazı zamanlarda üzerlerine köpeklerin salındığını söyledi. Toplu namaz kılmalarına izin verilmediğini, oruç tuttukları dönemde ise sabah ve akşam verilen yiyecekleri sahur ve iftar için ayırdıklarını ifade etti.
İddianamenin açıklanmasıyla idam istemiyle yargılandıklarını öğrendiklerini belirten Toptaş, daha sonra A1 olarak adlandırılan bölüme götürüldüklerini söyledi. Cezaevindeki altı yılın son üç yılında önemli ölçüde tecrit altında kaldığını aktaran Toptaş, sürekli baskı gördüklerini ve sonunda tahliye edildiklerini dile getirdi.




