Radyasyonla Çalışan Sağlık Personelinin Çalışma Süresi Artışı Anayasa’ya Aykırı Değil
Anayasa Mahkemesi, radyasyonla çalışan sağlık personelinin günlük çalışma süresinin artırılmasının anayasal hakları ihlal etmediğine karar verdi.
Anayasa Mahkemesi, radyasyonla çalışan sağlık personelinin günlük çalışma süresinin 5 saatten 7 saate çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkını ihlal etmediğine hükmetti.
İş sağlığı ve güvenliği, özellikle yüksek risk taşıyan meslek gruplarında çalışanların korunması açısından anayasal bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Radyasyona maruz kalan sağlık personelinin çalışma sürelerinin belirlenmesi, yalnızca bir idari konu değil, aynı zamanda yaşam ve sağlık haklarıyla da doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda, günlük çalışma süresinin artırılmasına yönelik düzenlemeler, devletin çalışanların sağlığını koruma yükümlülükleri ile kamu hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesi arasındaki dengenin anayasal boyutunu gündeme getiriyor.
Anayasa Mahkemesi tarafından incelenen karar, 2019/36519 numaralı bireysel başvurunun temelini oluşturuyor. Başvurucu, Çerkezköy Devlet Hastanesi’nde röntgen teknisyeni olarak çalışan bir kamu personelidir. Daha önceki yasal düzenlemelerle belirlenen günlük 5 saatlik çalışma süresi, 2010 yılında yapılan değişiklikler ile 7 saate çıkarılmıştır. Başvurucu, bu düzenlemenin iptali için idareye başvurmuş, talebi reddedildikten sonra idari yargı yoluna gitmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucu lehine iptal kararı vermiş olsa da, Danıştay tarafından verilen bozma kararları sonucunda idari işlem hukuka uygun bulunmuş ve başvurunun talebi reddedilmiştir. Başvurucu, çalışma süresinin artırılmasının sağlığını olumsuz etkilediğini öne sürerek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
Uyuşmazlığın normatif çerçevesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 3153 sayılı Kanun etrafında şekillenmektedir. Bu düzenleme, iyonlaştırıcı radyasyonla çalışan personelin haftalık çalışma süresini 35 saat olarak belirlemiş ve radyasyon doz limitlerinin dikkate alınacağını hükme bağlamıştır. Böylece, çalışanların maruz kaldıkları riskin bilimsel ölçütlerle izlenmesi ve gerekli durumlarda çalışma sürelerinin azaltılması esasına dayanan bir sistem oluşturulmuştur. Yönetmeliklerde, dozimetre kullanımı, periyodik sağlık kontrolleri ve radyasyon doz sınırları gibi konular ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Öte yandan, 1939 tarihli Tüzük’te yer alan 5 saatlik çalışma süresi uzun yıllar boyunca uygulanmış, ancak 2010 yılındaki kanun değişikliği ile bu hükmün geçerliliği tartışmalı hale gelmiştir. İdare, yeni yasal çerçeveye dayanarak günlük çalışma süresini 7 saat olarak belirleyen genelgeyi yürürlüğe koymuştur.
Mahkeme, ilk derece mahkemesinin Tüzük’teki 5 saatlik çalışma süresini esas alarak idari işlemi iptal ettiğini belirtirken, Danıştay’ın 2010 tarihli kanun değişikliğini esas alarak günlük 7 saatlik çalışma süresinin hukuka uygun olduğunu değerlendirdiğini ifade etmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, nihai kararında, kanuni düzenlemenin idari işlemi desteklediğini ve radyasyon doz limitleri çerçevesinde gerekli koruma mekanizmalarının işletilebildiğini kabul etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini açıklamış, sağlık riski taşıyan meslek gruplarında çalışanların korunması gerektiğini vurgulamıştır. Radyasyonun zararlı etkileri göz önüne alındığında, devletin koruma yükümlülüğünün daha da önemli hale geldiği ifade edilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 56. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasının anayasal bir zorunluluk olduğu belirtilmiştir.
Mahkeme, 2010 yılında yapılan yasal düzenlemenin haftalık 35 saatlik sürenin azami çalışma süresi olarak belirlendiğini, günlük 7 saatlik uygulamanın da bu sistem içerisinde öngörüldüğünü belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kişisel olarak radyasyon doz limitlerini aştığını veya sağlık durumunun olumsuz etkilendiğini gösteren somut bir delil sunamadığını tespit etmiştir. Başvurucunun iddialarının genel risk ve olası sağlık sorunlarına ilişkin olduğu, ancak bu durumun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğinin kabulü için yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Usul yönünden yapılan incelemede, derece mahkemelerinin ilgili mevzuatı kapsamlı bir şekilde değerlendirdiği, Danıştay’ın kanun değişikliğini esas alarak yeterli gerekçeler sunduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiği sonucuna ulaşmış ve Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Bu karar, kamu görevlilerinin çalışma koşulları ile iş sağlığı ve güvenliği arasında kurulması gereken anayasal dengeyi ortaya koymaktadır. Mahkeme, devletin yüksek riskli çalışma alanlarında çalışanları koruma yükümlülüğünü kabul etmekle birlikte, bu yükümlülüğün her durumda en kısa çalışma süresinin uygulanmasını zorunlu kılmadığını vurgulamıştır. Koruma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği; bilimsel verilere dayalı düzenlemelerin varlığı, etkin denetim mekanizmalarının işletilmesi ve somut olayda çalışanın sağlık hakkının ölçüsüz biçimde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesi, somut zarar veya ölçüsüz bir müdahale ortaya konulmadıkça çalışma süresinin artırılmasının maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını kabul etmiştir.




