Direniş Cephesi: İran, Hamas ve Hizbullah İlişkileri Üzerine
Direniş Cephesi’nin dinamikleri ve İran, Hamas, Hizbullah ilişkileri üzerine derinlemesine bir analiz.
İslami Analiz / Haber Merkezi
Orta Doğu’da, Amerika ve İsrail’in emperyalist politikalarına karşı direniş gösteren ülkeler ve gruplar arasındaki ilişkiler, son çatışmaların ardından daha fazla ilgi çekmeye başladı. El-Meyadin gazetesinde yer alan yazısında Ahmed Durzi, bu konuyu derinlemesine ele aldı.
Durzi, bölgedeki gerçeklerin sömürgeci düşüncelerden uzak, özgün bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Batı’nın sunduğu güç ve vekil ilişkilerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Batı Asya’daki savaşlar sürerken, bölgesel güçler ile onlara bağlı silahlı gruplar arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullanılan terimler genellikle yanıltıcıdır. ‘Vekil’ ve ‘asıl güç’ gibi kavramlar, bu ilişkilerin karmaşıklığını basitleştirmekte ve çarpıtmaktadır. Asıl gerçek, bu grupların ortak bir tehdit algısı ve karşılıklı çıkarlar etrafında birleşmiş olmalarıdır. Bu bağlamda, ‘destekleyici merkez’ ve ‘ileri kaleler’ kavramları, stratejik bir sistemin parçaları olarak işlev görmektedir.
Bu dinamikleri anlamak için, destekleyici merkez (örneğin İran) ile ileri kaleler (Hizbullah, Ensarullah, Hamas ve Iraklı gruplar) arasındaki ilişkiyi dört temel boyut üzerinden incelemek önemlidir: Stratejik Bütünleşme, Taktiksel Özerklik, Karşılıklı Fayda ve Ortak Riskler.
Vekil Kavramının Yeniden Değerlendirilmesi
Destekleyici merkez ile silahlı gruplar arasındaki ilişki, yalnızca yukarıdan aşağıya uygulanan askeri emirlerden ibaret değildir. Bu ilişki, daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Tahran, müttefikleriyle yalnızca ideolojik bir bağlılık değil, aynı zamanda karşılıklı çıkarlar ve tehditler etrafında şekillenen bir stratejik ortaklık kurmaktadır.
Destekleyici merkez, yalnızca finansman ya da silah tedarikçisi değil; aynı zamanda ileri kalelere siyasi, diplomatik ve askeri koruma sağlayan bir merkezdir. İran, varlığının bu kalelerin dayanıklılığına bağlı olduğunu bilmektedir. İleri kaleler ise, yalnızca ‘vekiller’ değil, merkezi tehditlerden koruyan ön savunma hatlarıdır. Her biri, kendi yerel koşullarına göre hareket etme yeteneğine sahipken, merkezi strateji ile uyumlu kalmaktadır.
Bu model, geleneksel bağımlılık ilişkilerinden farklıdır. İleri kaleler, kendi gündemlerine sahip, sahada kararlarını kendileri alan, ancak çıkarlarının merkeziyle kesiştiğinin bilincinde olan stratejik ortaklardır.
Stratejik Bütünleşme ve Taktiksel Özerklik
Batılı analizlerin en büyük hatalarından biri, İran’ın müttefiklerini yalnızca Tahran’dan gelen emirleri uygulayan araçlar olarak görmesidir. Gerçek, daha karmaşık bir yapıdadır. Destekleyici merkez, genel stratejik çerçeveye sadık kalındığı sürece, ileri kalelere kendi koşullarına uygun taktik kararlar alma özgürlüğü tanımaktadır.
Lübnan’daki Hizbullah, bu dinamiğin en belirgin örneğidir. İran liderliğindeki direniş ekseninin bir parçası olmasına rağmen, Hizbullah yüksek düzeyde taktiksel özerklik sergilemektedir. Ne zaman ve nasıl saldıracağına kendisi karar vermekte, mücadelesini yerel koşullara göre yürütmektedir. Tahran, stratejik çerçeveyi belirlerken, taktiksel detayları Hizbullah’a bırakmaktadır. Bu, sahadaki en iyi bilgiyi elinde bulunduran gücün, sahada savaşan güç olduğuna dair bir anlayışın sonucudur.
Yemen’deki Ensarullah da benzer bir model sunmaktadır. İran’dan destek almasına rağmen, çoğu zaman bağımsız hareket etmektedir. İran, onlara silah ve eğitim sağlarken, saha kararları kendi değerlendirmelerine göre şekillenmektedir. Ensarullah, İran’ın gündemiyle kısmen örtüşen, kendi bağımsız gündemine sahip bir müttefiktir.
Filistin’deki Hamas ise en karmaşık durumu temsil etmektedir. ‘İran vekili’ olarak suçlanan Hamas, Gazze savaşında bağımsız bir karar alma yeteneğini göstermiştir. Operasyonun zamanlamasını belirleyen ve ateşkes müzakerelerini kendi çıkarları doğrultusunda yürüten Hamas olmuştur. Bu, ilişkinin bir bağımlılık değil, belirli bir dönemdeki çıkar kesişmesi olduğunu ortaya koymaktadır.
Karşılıklı Fayda ve Stratejik Ortaklık
Destekleyici merkez ile ileri kaleler arasındaki ilişki, efendi-köle ilişkisinden ziyade bir ortaklık olarak değerlendirilebilir. İleri kaleler, finansman, silah, teknoloji ve siyasi koruma talep ederken, destekleyici merkez de stratejik derinlik, müzakere kozları ve askeri ortaklıklara ihtiyaç duymaktadır.
Destekleyici merkez (örneğin İran), Hizbullah’tan Hamas’a kadar müttefiklerine milyarlarca dolar harcamakta, bu destek yalnızca bir bağış değil, direnişin üstlenilmesidir. Ayrıca, İran’ın sağladığı silahlar, grupların kendi savaşlarını yürütmelerine olanak tanırken, İran’ın askeri kapasitesini doğrudan sürece dahil etmeden koruma işlevi görmektedir.
İleri kaleler ise, İran’a stratejik derinlik kazandırmakta ve müzakerelerde baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. Hizbullah, İran’ın sahip olmadığı askeri yeteneklere sahip olup, düşman için çok boyutlu bir tehdit oluşturmaktadır. Ayrıca, Hizbullah’ın sahip olduğu toplumsal meşruiyet, İran’ın sahip olmadığı bir avantaj sunmaktadır.
Sonuç: İlişkinin Yeniden Tanımlanması
Tüm bu dinamikler, kullanılan terimlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. ‘Vekil’ kavramı, küçümseme ve basitlik barındırmaktadır. Gerçek ilişki, merkezi kaleyi koruyan ‘stratejik ortaklık’ ve ‘ileri kaleler’ kavramına daha yakındır. Bu aktörler, kesişen gündemlere sahip, ancak kendi yerel koşullarına göre hareket etme bağımsızlığına sahip stratejik ortaklar olarak işlev görmektedir.
Gelecekte, ‘destekleyici merkez ve ileri kaleler’ modeli başarılı bir stratejik alternatif olursa, yeni bölgesel düzen nasıl şekillenecektir? Bu model, sabır ve uzun vadeli bir yaklaşım ile hedeflerine ulaşmaya devam etmektedir. Bu durum, sürekli hale gelen ABD geri çekilmesine alternatif olarak yeni bir savunma ortaklığının doğmasını gerektirmekte ve ABD’ye katlanma kapasitesinin bulunmadığı bir seçenek sunmaktadır.




