İsrail Cezaevlerinde Yaşanan İnsanlık Dışı Uygulamalar
İsrail cezaevlerinde Filistinlilere uygulanan işkence ve kötü muameleler, uluslararası insan hakları ihlalleri açısından dikkat çekiyor.
Ertuğrul Cingil / Düşünce Günlüğü
İsrail Cezaevlerinde Yaşanan İnsanlık Dışı Uygulamalar
Gazze’de uyguladığı soykırım ile 67 binden fazla masum insanı hayattan koparan İsrail, cezaevlerinde de binlerce Filistinliyi insanlık dışı koşullarda tutarak ağır işkencelere maruz bırakıyor.
Uluslararası kuruluşlar, BM ve Kızılhaç gibi insan hakları örgütlerinin cezaevlerine erişimi engellenirken, İsrail’in bu alanlardaki işkenceleri sessiz ve sistematik bir şekilde devam ediyor. Resmi veriler çarpıtılıyor, ölüm nedenleri gizleniyor ve “güvenlik” bahanesiyle raporlar karartılıyor. 2023 yılı itibarıyla, İsrail hapishanelerinde 11 bin 100’den fazla Filistinli tutuklu bulunuyor; bunlardan en az 400’ü çocuk, 350’si kadın ve yüzlercesi yargısız bir şekilde “idari tutuklama” statüsünde hapsedilmiş durumda. İsrail, “gizli delil” gerekçesiyle savunma hakkını kısıtlıyor ve avukatların dosyalara erişimini engelliyor.
7 Ekim sonrası dönemde tutuklamalar neredeyse iki katına çıkarken, gözaltı işlemleri Filistinlileri yıldırmak için acımasızca uygulanan bir yöntem haline geldi. Bazı dönemlerde günde 100’den fazla gözaltı gerçekleştirildi. Ancak bu uygulamalar, hukuksuz gözaltı ve tutuklamalarla sınırlı değil. İşkenceler nedeniyle bugüne dek 46’sı Gazze’den olmak üzere 78 Filistinli hayatını kaybetti. 1967’den bu yana hapishanelerde ölen Filistinli sayısı 315’e ulaştı. Ölüm nedenleri arasında tıbbi bakım eksikliği, aşırı işkence ve aç bırakma gibi unsurlar yer alıyor; ancak bu durumlar asla yargıya taşınmadı.
Birçok insan hakları kuruluşunun raporları, İsrail cezaevlerinin işkencenin devlet destekli laboratuvarları haline geldiğini ortaya koyuyor. Yüzlerce tanığın ifadeleri, cezaevlerindeki işkencelerin bireysel suçlar değil, devlet eliyle sistematik bir şekilde gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri olduğunu vurguluyor. İsrail, hapishanelerde ve özellikle askeri kamplarda ağır baskı, istismar, fiziksel ve psikolojik şiddet, aç bırakma ve tıbbi mahrumiyet gibi çeşitli işkence yöntemlerini uyguluyor.
Uykusuz bırakma, zorla çıplak bırakma, tırnak çekme, elektrik verme, cinsel taciz ve tecavüz tehdidi gibi insanlık dışı uygulamalar artık cezaevlerinde sıradan hale gelmiş durumda. Müziğin ve suyun bile işkence aracı olarak kullanıldığı cezaevlerinde, bazı mahkumlar günlerce zincirlenerek tavana asılıyor. Bu işkence yöntemlerinin en ağırlarından biri ise saldırgan köpeklerle yapılan acımasız saldırılardır. Çeşitli raporlarda, İsrail cezaevlerinin insan iradesinin sınandığı işkence merkezleri haline geldiği belirtiliyor.
İsrail, Gazze saldırılarını bahane ederek “ulusal güvenlik” adı altında sivilleri bile askerî merkezlerde alıkoyuyor. Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün erişiminin engellendiği Sde Teiman askeri üssünde yüzlerce Filistinlinin insanlık dışı koşullarda tutulduğu belgelenmiş durumda. Birçok tutuklu, bu üssü “Ortadoğu’nun Guantanamo’su” olarak tanımlıyor. Burada insanlar askerî statüyle, yargı denetimi olmaksızın, bazen haftalarca çıplak halde tutuluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), buradaki işkenceleri “akıl almaz” olarak nitelendiriyor; en az 36 kişinin burada hayatını kaybettiği belgelenmiş durumda. Ketziot, Megiddo, Ofer ve Damon cezaevleri de benzer kötü şöhrete sahip yerler arasında yer alıyor. Bu cezaevleri, tutuklular arasında “ölüm kampları” olarak anılıyor. Damon Cezaevi’nde tutulan kadın mahkûmlar, erkek gardiyanların geceleri hücre kapılarını açarak “kontrol” bahanesiyle tacizde bulunduğunu sıkça ifade ediyor.
İsrail’in yıllardır uyguladığı yıldırma stratejisinin ilk hedefi ise Filistinli çocuklar. Yaşları 12’ye kadar inen çocuklar, İsrail ordusunun kararıyla altı aylık sürelerle süresiz biçimde cezaevlerinde tutulabiliyor. İsrail, dünyada çocukları elleri kelepçeli şekilde sorgulayan ve askerî mahkemelerde yargılayan tek ülke konumunda. En yaygın suçlama ise taş atmak. Bu sıradan eylem için bile çocuklar, İsrail askerî yasalarına göre 20 yıla kadar hapis cezası alabiliyor. Her yıl ortalama 500 ila 700 çocuk, taş atmanın yanı sıra slogan atmak ve sosyal medya paylaşımlarında bulunmak gibi basit gerekçelerle tutuklanıyor.
Günümüzde 400’ün üzerinde çocuk hâlâ İsrail hapishanelerinde tutuluyor. Birçoğu avukat desteğinden yoksun bir şekilde, yargılanmadan ve suçsuzluğu kanıtlanmadan hapsediliyor. Çocukluğunu yaşayamadan İsrail’in zulümleriyle karşılaşarak sağlığını kaybeden 13 yaşındaki Ahmed Manasra’nın hikayesi, bu işkencelerin en acı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gazze’de soykırım başladığında cezaevinde İsrail’in gözetimi altında şehit edilen ilk genç olan 17 yaşındaki Velid Ahmed de benzer bir trajedinin simgesi haline geldi.
İsrail, cezaevlerinde işkence yasağını, çocuk koruma sözleşmesini, savaş esirleri protokolünü ve yaşam hakkı gibi uluslararası hukuk kurallarını sistematik olarak ihlal ediyor. İşkencehanelere dönüşen İsrail cezaevleri, artık sadece tutukluların değil, insanlığın vicdanının da gömüldüğü yerler haline gelmiş durumda. Filistinliler, Gazze’de sona eren saldırıların buruk mutluluğunu yaşarken, diğer yandan İsrail cezaevlerinde devam eden işkencelerin sona ermesi için uluslararası toplumun harekete geçmesini bekliyor.
Kalıcı barış ve gerçek adalet, ancak İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırımın ve cezaevlerindeki acımasız işkencelerinin hesabını uluslararası hukuk önünde verdiği zaman mümkün olacaktır. Aksi takdirde, İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve cezaevlerinde uyguladığı işkenceler, insanlık vicdanında ve tarihin sayfalarında kara bir leke olarak kalmaya devam edecektir.




