Zalimlerin Pişmanlığı: Azap Geldiğinde Feryatlar Yükseldi
Zalimlerin azap anındaki pişmanlıkları ve itirafları, geçmişten günümüze değişmeyen bir gerçeği gözler önüne seriyor.
‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘Gerçekten biz zalim kimselermişiz!’ Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş kül haline getirinceye kadar bu feryatları sürüp gitti. (Enbiya: 14-15)
İçten bir pişmanlıkla, “Eyvah! Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz zalim olanlardık” dediler. Rablerinin kitabını ve elçisini görmezden gelerek kendilerine zulmetmiş olduklarını kabul ettiler ve yaptıklarının ağırlığı altında ezildiler.
Allah’ın azabı üzerlerine gelmeden önce, isyan içinde bir yaşam sürerken, bu azap kendilerine ulaştığında hemen pişmanlık duymaya başladılar. Daha önce Allah’a ve elçisine sırt çeviren bu zalimler, azap anında Allah’ı hatırlamak zorunda kaldılar.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. İşleri yolunda giden, Allah’ı unutan ve peygamberi dışlayan bireylerin, bir sıkıntıyla yüzleştiklerinde yükselen feryatları ve suçlamaları dikkat çekiyor.
Bu ayetler, geçmişte Mekkelilere, günümüzde ise bizlere sesleniyor. Ey yirminci yüzyılın insanları, aklınızı başınıza alın! Aksi takdirde, Rabbinizin azabı geldiğinde son pişmanlıklarınızın hiçbir yararı olmayacaktır. Eğer biçilmiş bir yığın haline gelmeden önce feryat etmek istemiyorsanız, bugünden tevbe edin ve Rabbinize yönelin. Yoksa yarın, mecburi bir pişmanlık içinde bulacaksınız kendinizi ve bu pişmanlıkların değeri olmayacak.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî, el-Keşşâf adlı tefsirinde Enbiyâ Sûresi’nin 14 ve 15. ayetlerini bir bütün olarak ele alır. Bu ayetlerde inkârcıların azap anındaki tavırlarını dil bilimi ve edebi sanatlar açısından inceler.
Zemahşerî, inkârcıların azap geldiğinde sergiledikleri tutumun derin bir anlam taşıdığını belirtir. “Yâ Veylenâ” (Ey Helakimiz, Gel!) diyerek, azabın kaçınılmaz olduğunu anladıklarında, ölümü bir kurtarıcı gibi çağırdıklarını ifade eder. Bu, çaresizliğin en üst noktasıdır.
Bu topluluk, dünyada peygamberlere karşı kibirli davranmış ve onları yalancılıkla suçlamışlardı. Ancak azap anında gerçekleri görerek, “Biz zalimmişiz” diyerek aslında “Bizler şirke batan, hakkı bile bile çiğneyen suçlularız” itirafında bulundular. Ancak bu itiraf, tövbe kapısı kapandıktan sonra yapıldığı için hiçbir değeri yoktur.
Zemahşerî, 15. ayette inkârcıların sonunu ifade eden iki kelimenin (hasîd ve hâmid) güçlü bir tasvir sunduğunu vurgular. Ayetteki “bu feryatları sürüp gitti” ifadesi, onların 14. ayetteki “Vay başımıza gelenler, biz zalimmişiz” çığlığını nefesleri kesilene kadar, tek bir kelimeyi değiştirmeden tekrar ettiklerini gösterir.
“Hasîden” (Biçilmiş Ekin): Dünyada kendilerini güçlü ve sarsılmaz gören bu insanlar, Allah’ın azabı karşısında tıpkı bir tırpanla kökünden biçilen ekinler gibi yok olmuşlardır. “Hâmidîn” (Sönmüş Kül): Zemahşerî’ye göre, inkârcıların dünyadaki kibirleri, parıldayan bir ateşe benzetilirken, Allah’ın azabı geldiğinde o gururlu topluluk, sönmüş bir kül yığınına dönüşmüştür.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ




