Uzmanlar, Çocuk İstismarı İddialarına Bilimsel Yaklaşım Çağrısı Yapıyor

Uzmanlar, çocuk istismarı iddialarının bilimsel ve etik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu, bir okulda ortaya çıkan çocuk istismarı iddialarının, çocukların en yüksek yararını gözeterek, bilimsel ve etik bir anlayışla ele alınması gerektiğini vurguladı. Psikiyatri uzmanları, klinik psikologlar, gelişim psikologları, psikolojik danışmanlar ve eğitimcilerden oluşan grup, çocuk istismarının yalnızca mağdur çocukları değil, aileleri, öğretmenleri ve toplumu da etkileyen ciddi bir travma olduğunu ifade etti.

Gelişim Psikoloğu Biran Mertan, Psikolojik Danışman Sülen Şahin, Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Ayşe Zeki, Klinik Psikolog Çağay Dürü, Gelişim Psikoloğu ve Klinik Psikolog Ziliha Uluboy ile Gelişim Psikoloğu ve Klinik Psikolog Duygu Karakulak, çocukların yaşadığı travmanın etkilerini azaltmak ve iyileşme süreçlerine destek olmak amacıyla bilimsel ve psikolojik destek sunmaya hazır olduklarını belirtti.

Açıklamada, travmatik olayların çocukların bedensel sağlıkları ve psikolojik durumları üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği ifade edilerek, istismara maruz kalan ya da tanıklık eden çocuklarda okuldan kaçma, devamsızlık, akademik başarıda düşüş, dikkat dağınıklığı gibi sorunların görülebileceği belirtildi.

Çocukların sosyal geri çekilme, öfke patlamaları, saldırgan davranışlar, kaygı, depresyon, suçluluk ve utanç gibi duygular yaşayabileceği kaydedildi. Ayrıca, bazı çocuklarda yaşlarına uygun olmayan cinsel davranışlar, uyku ve iştah bozuklukları ile açıklanamayan fiziksel şikayetlerin de ortaya çıkabileceği ifade edildi. Riskli davranışlar arasında alkol, sigara veya madde kullanımı, kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin de gözlemlenebileceği vurgulandı.

Açıklamada, yoğun suçluluk ve utanç duygusunun yanı sıra ani duygu değişimleri ve otorite figürlerine karşı güven kaybının da travmanın etkileri arasında olduğu belirtildi. Tıbbi bir nedeni bulunmayan karın ağrıları, mide bulantısı ve baş ağrıları gibi fiziksel şikayetlerin yanı sıra kâbus görme, uykuya dalamama ve iştah değişikliklerinin de görülebileceği ifade edildi.

Ailelerin de bu süreçten ciddi şekilde etkilendiği, öfke, inanmama, yoğun üzüntü ve çocuklarını koruyamama hissi yaşayabilecekleri belirtildi. Bu duyguların zaman zaman içe kapanmaya veya intikam arayışına yol açabileceğine dikkat çekildi. Ailelerin psikolojik destek mekanizmalarına erişiminin önemine vurgu yapıldı.

Çocuk istismarının hiçbir dil, din, ırk veya sosyoekonomik statüyle sınırlı olmadığını belirten uzmanlar, bu tür olayların belirli gruplarla ilişkilendirilmesinin yanlış bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Devlet kurumları, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve uzmanların iş birliği içinde hareket etmesi gerektiği, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Dairesi, polis ve yargı makamlarının süreci çocukların iyiliğini esas alarak yürütmesinin önemine dikkat çekildi.

Soruşturma ve yargı süreçlerinde çocukların ve ailelerinin kimliklerinin gizli tutulması gerektiği vurgulandı. Ebeveynlere yönelik değerlendirmelerde, çocukların kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamda konuşma ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği belirtildi. Çocukların suçlanmaması ve yargılanmaması gerektiği, suçlayıcı sorulardan kaçınılmasının önemine dikkat çekildi. Ayrıca, çocuklara her koşulda inanıldığının hissettirilmesinin ve günlük yaşam rutinlerinin korunmasının iyileşme sürecine katkı sağlayacağı ifade edildi.

Basın kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik de önemli uyarılarda bulunuldu. İstismara uğrayan çocukların, ailelerinin ve tanıkların kimliklerini ifşa edebilecek bilgi veya görsellerin paylaşılmaması gerektiği vurgulandı. Medya Etik Kurulu’nun gazetecilik ilkelerine uyulmasının yasal ve insani bir yükümlülük olduğu belirtildi. Toplumun bilinçlendirilmesi gerektiği, istismar veya ihmal şüphesi durumunda ilgili kurumlara bildirimde bulunmanın vatandaşlık görevi olduğu ifade edildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu