Husiler Babülmendep’e ilerliyor: Suudi petrolüne tehdit

Husiler Babülmendep çevresinde ilerlerken Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı baskı altına giriyor. Riyad, askeri müdahale ile temkin arasında kaldı.

Husilerin Yemen’in batısındaki ilerleyişi, Suudi Arabistan’ın uzun yıllardır sürdürdüğü askeri, diplomatik ve ekonomik stratejiyi yeniden sorgulatıyor. Ensar Allah hareketine bağlı güçler, uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetinin birliklerini geri püskürterek Kızıldeniz kıyısındaki geniş bir alanı kontrol altına aldı ve Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep Boğazı’nın yakınlarına ulaştı.

Husiler Babülmendep çevresinde Muha ve Dhubab kentlerindeki hükümet mevzilerini ele geçirirken, boğazın merkezindeki stratejik Perim Adası’ndaki konumlarını da güçlendirdi. Bu gelişme, grubun Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmesinden birkaç hafta sonra yaşandı. Husi güçlerinin Suudi kentleri ve enerji tesislerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Riyad’ın petrol sevkiyatı açısından ciddi bir risk ortaya çıkıyor.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sorunların ardından petrolünü Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na ulaştırmak için Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’na daha fazla bel bağlamaya başladı. OPEC verilerine göre ülkenin ham petrol ihracatının yüzde 80’e varan bölümü Asya pazarlarına yöneliyor. Bu nedenle Babülmendep Boğazı, Suudi petrolünün küresel pazarlara taşınmasında kritik bir geçiş noktası niteliği taşıyor.

Riyad’daki Körfez Uluslararası Forumu’ndan Aziz Alghashian, petrol ihracatının Suudi ekonomisi için hayati önem taşıdığını ve yaşananların ülkenin ekonomik damarını doğrudan etkilediğini belirtiyor. Ona göre Suudi Arabistan, güvenlik ve ekonomik çıkarlarını aynı anda tehdit eden son derece ağır bir tabloyla karşı karşıya.

Husiler, Sana merkezli yönetimleri aracılığıyla Yemen’in kuzeyinde, Suudi Arabistan sınırına yakın geniş bölgeleri uzun süredir kontrol ediyor. Riyad, 2015’te Yemen’de tanınan hükümeti desteklemek amacıyla bir koalisyon kurmuştu. Birleşmiş Milletler verilerine göre Suudi liderliğindeki koalisyonun düzenlediği binlerce hava saldırısı, çatışmanın ağır insani sonuçlar doğurmasına yol açtı. Savaşta 150 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, 4,8 milyon kişinin yerinden edildiği ve yaklaşık 19,5 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu bildiriliyor.

2022’de ilan edilen ateşkesin ardından görece sakin bir dönem yaşansa da son saldırılar, Husilerin askeri ve örgütsel kapasitesini artırdığını gösterdi. Cambridge Üniversitesi’nden Elisabeth Kendall, hareketin yalnızca disiplinli ve deneyimli bir yapı olmadığını, mesajlaşma ve hedef belirleme süreçlerinde yapay zekâ gibi gelişmiş teknolojilerden de yararlandığını ifade ediyor.

Suudi Arabistan ve ABD, İran’ı Birleşmiş Milletler silah ambargosunu ihlal ederek Husilere insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzeler sağlamakla suçluyor. Tahran ise gruba silah verdiği iddiasını reddediyor ve yalnızca siyasi destek sunduğunu savunuyor. İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü, İran’ın Yemen’de Husi insansız hava araçlarının üretimi için tesis kurulmasına yardımcı olduğunu belirtirken, West Point Askeri Akademisi’ne bağlı Terörle Mücadele Merkezi de Husilerin Lübnan’daki Hizbullah’tan askeri danışmanlık ve destek aldığını bildiriyor.

Husiler, İran’ın bölgesel gündeminin bir aracı oldukları yönündeki suçlamaları kabul etmiyor. Chatham House uzmanı Farea Al-Muslimi, grubun Babülmendep’teki ilerleyişinin İran’ın bölgesel pazarlık gücünü artırdığını düşünüyor. Kendall ise İran desteğinin Husilerin kapasitesini yükselttiğini, ancak hareketin kendi hedefleri ve motivasyonları bulunduğunu vurguluyor. Ona göre bu hedefler para, nüfuz, etki alanı ve siyasi tanınma arayışı etrafında şekilleniyor; İran’ın Husiler üzerindeki doğrudan komuta ve kontrol düzeyi ise belirsizliğini koruyor.

Washington’ın Yemen politikasında da çelişkili adımlar dikkat çekiyor. Joe Biden yönetimi, Ocak 2021’de Husileri ABD’nin Yabancı Terör Örgütleri listesinden çıkardı. Donald Trump ise bu kararı 22 Ocak 2025’te yeniden yürürlüğe koydu. Buna karşın Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD’nin son gelişmeler hakkında Husilerle doğrudan temas kurduğunu açıkladı. Vance, özellikle Perim Adası’nın ele geçirilmesinden duyulan endişeyi dile getirerek Washington’ın durumu yakından izlediğini söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper, 14 Eylül’de Suudi Arabistan’a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la görüştü. CNN’in kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Selman, Donald Trump’la iki kez görüşerek Husilere karşı askeri müdahale yetkisi istedi; ancak Trump bu talebi kabul etmedi. Bu gelişme, Riyad’da ABD’nin güvenlik desteğine ilişkin beklentilerin zayıfladığını ortaya koydu. Alghashian’a göre Suudi yönetimi, ülkenin güvenliği için yalnızca Washington’a güvenemeyeceğini artık daha açık biçimde görüyor.

Riyad, egemenliğini, vatandaşlarını ve temel çıkarlarını koruma hakkının meşru olduğunu savunuyor. Husiler ise Suudi Arabistan’ı Yemen’de son günlerde çok sayıda hava saldırısı düzenlemekle suçluyor. Husi sözcüsü Muhammed Abdulsalam, operasyonların uluslararası deniz taşımacılığını hedef almadığını ve Suudi ablukası kaldırılıp Yemen’e yönelik saldırılar sona erdiğinde eylemlerin durdurulacağını söyledi. Abdulsalam, Kızıldeniz ve Babülmendep’teki ticari deniz trafiğinin güvenli biçimde sürdüğünü öne sürdü.

Kendall, Husilerin kendilerine karşı geniş kapsamlı bir uluslararası askeri operasyon başlatılmasını istemedikleri için açıklamalarında dikkatli davrandığını belirtiyor. Uzman, grubun şimdilik saldırılarının büyük bölümünü Suudi Arabistan’a yönelttiğini ifade ediyor.

Suudi Arabistan, ABD-İsrail-İran savaşı sırasında İran kaynaklı çok sayıda füze ve insansız hava aracının hedefi oldu. Riyad yönetimi, ateşkes sonrasında da Irak’tan faaliyet gösteren İran destekli milislerle Husilerin saldırılarını sürdürdüğünü bildiriyor. Suudi Enerji Bakanlığı, 11 Eylül’de Irak’ın güneyinden gönderildiği değerlendirilen insansız hava araçlarının Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı’nı vurmasının ardından faaliyetleri geçici olarak durdurdu.

Riyad’ın önündeki seçenekler oldukça sınırlı. 2015-2022 dönemindeki savaşın sonuçları, Husilere karşı yeni bir askeri harekâtın başarı garantisi taşımadığını gösteriyor. Böyle bir adımın bölgesel ve uluslararası desteğe ihtiyaç duyacağı, ayrıca Husilerin gelişmiş füze ve insansız hava aracı kapasitesi nedeniyle ciddi güvenlik riskleri yaratacağı değerlendiriliyor.

Farea Al-Muslimi, Yemen’in zorlu coğrafyası, karmaşık toplumsal yapısı, yoğun silahlanma, zayıf devlet kurumları ve Suudi Arabistan’ın yanında hareket edebilecek güçlü bir yerel müttefikin bulunmamasının olası bir müdahaleyi son derece güçleştirdiğini söylüyor. Ancak karşılık verilmemesi de Riyad’ı gelecekte milislerin ve bölgesel aktörlerin baskılarına karşı daha savunmasız bırakabilir.

Alghashian, Suudi Arabistan’ın kendisini yalnızlıktan çok, aynı anda birçok krizle mücadele etmek zorunda kalmanın yarattığı baskı altında hissettiğini belirtiyor. Riyad, dünyanın en önemli deniz geçişlerinden biri olan Babülmendep’e yönelik Husi tehdidine karşı uluslararası destek ararken, Ensar Allah güçleri Kızıldeniz girişindeki mevzilerini tahkim etmeyi sürdürüyor. Suudi yönetiminde, bugün ertelenen bir müdahalenin yarın uygulanamaz hale gelebileceği yönündeki kaygı giderek büyüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu