Kıbrıs Sürecindeki Diplomatik Hareketlilik Rum ve Yunan Tarafında Endişe Yarattı
Kıbrıs sürecinde artan diplomatik hareketlilik, Rum ve Yunan tarafında kaygılara yol açtı. Hristodulidis’in Yunanistan’a gizli ziyareti dikkat çekti.
Kıbrıs meselesi, Türkiye’nin katkılarıyla sürdürülmekte ve bu süreçte Avrupa Birliği ile çeşitli diplomatik temaslar gerçekleştirilmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınması amacıyla yapılan bu girişimler, son zamanlarda artan diplomatik hareketlilikle birlikte bazı çevrelerde endişe yaratmaktadır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in adaya yapacağı ziyaretten önce Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis ile gizli bir görüşme gerçekleştirmek üzere ani bir şekilde Atina’ya gittiği bildirilmektedir. Bu ziyaretin arka planında önemli diplomatik müzakerelerin yürütüldüğü iddia edilmektedir.
Hristodulidis’in ziyaretinin, Miçotakis’in daveti üzerine ve Guterres’in ziyareti öncesinde koordinasyon amacıyla yapıldığı belirtilse de Yunan hükümeti bu bilgiyi henüz doğrulamamıştır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler ile Brüksel’de yürütülen görüşmelerin Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle doğrudan bağlantılı olduğu iddia edilmektedir.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in, Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmelerin, Kıbrıs meselesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden beklentileri çerçevesinde ele alındığına dair değerlendirmeleri güçlendirdiği öne sürülmektedir.
Brüksel kaynaklarına dayandırılan haberlere göre, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Ankara’nın Avrupa Birliği’nin SAFE savunma mekanizmasına muhtemel katılımı için teknik ve siyasi hazırlıkların başladığı iddia edilmektedir. Türkiye’nin bu iki talebinin, Kıbrıs sorununda daha yapıcı bir tutum sergilemesi için bir teşvik veya baskı unsuru olarak kullanılabileceği değerlendirilmekte, Rum yönetimi ise bunun kendileri açısından ciddi riskler oluşturduğunu savunmaktadır.
Rum tarafı, Türkiye-AB ilişkilerinde muhtemel ilerlemenin, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki yükümlülükleri ve somut ilerleme şartından bağımsız ele alınmasını istemediğini belirtmekte, Ankara’nın yeni bir müzakere sürecine katılması durumunda dahi Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki kazanımlarını koruyabileceğinden endişe duymaktadır. Ayrıca, ismi açıklanmayan bir Avrupalı diplomatik kaynağın, Rum tarafındaki endişelerin, çözüm iradesi sergileyen Rum yönetiminin samimiyetinin sorgulanabileceği ihtimalinden kaynaklanabileceği yönündeki değerlendirmesi de haberde yer almaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin BM Genel Sekreteri’nin yeni bir 5+1 formatındaki konferans önerisini kabul etmeye hazır olduğu, ancak sürecin başarısız olması durumunda sorumluluğun Rum tarafına yüklenmesi halinde Avrupa Birliği gündemindeki başlıkların askıya alınmaması için güvence aradığı yönünde bilgiler bulunmaktadır. Bu durumun Hristodulidis üzerinde yeni bir siyasi baskı oluşturabileceği, müzakere sürecinde dile getireceği itirazların siyasi irade eksikliği veya süreçten geri adım atılması şeklinde yorumlanabileceği ifade edilmektedir.
Yunanistan’ın Türkiye’nin SAFE programına katılımı konusundaki çekincelerini sürdürdüğü, Atina’nın bu konudaki itirazlarını koruduğu da belirtilmektedir. Politis gazetesi, BM Genel Sekreteri Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde gerçekleştireceği ziyaretin öneminin arttığını, bu temaslarda Kıbrıs sorunu, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Avrupa savunması ve Türk-Yunan ilişkilerinin ortak bir müzakere zemini oluşturup oluşturamayacağının değerlendirileceğini aktarmaktadır. Hristodulidis ile Miçotakis arasındaki görüşmenin, bu kritik süreç öncesinde Rum ve Yunan tarafının ortak tutumunun belirlenmesi açısından önemli olduğu ifade edilmektedir.




