İlahi Takdire Rıza Göstermek: Sabır ve Şükür Üzerine

İlahi takdire rıza göstermek, sabır ve şükürle hayatı anlamlandırmanın yolunu sunar.

İlahi takdire rıza göstermek, bireyin yaşamında karşılaştığı olaylara karşı öfke ve yakınma duymadan, sabırla yaklaşabilmesidir. Yüce Allah, Kuran’da, “Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdır” buyurmuştur.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu konuya dair önemli bir açıklamada bulunarak, Allah’a kulluk etmenin temelinin sabır ve hoş ya da hoş olmayan olaylara rıza göstermek olduğunu belirtmiştir. Kişi, başına gelen her durumda Yüce Allah’a rıza gösterdiğinde, bu durumların hayır getireceğini ifade etmiştir.

İmam Musa Kazım (a.s) ise, Allah’ı tanıyanların, O’nu rızık verme konusunda yavaş davranmakla veya takdir ettiği olaylar konusunda suçlamaması gerektiğini vurgulamıştır. Yüce Allah, mümin kullarına, nereye yönlendirirse orada hayır olduğunu belirtmiş ve onlardan sıkıntılara sabretmelerini, nimetlere şükretmelerini istemiştir. Bu şekilde davrananlar, Yüce Allah katında sıddık kullardan biri olarak kaydedilecektir.

İmam Cafer-i Sadık (a.s), Hz. Musa’ya (a.s) vahyedilen bir mesajda, mümin kullarına olan sevgisinin derinliğini dile getirmiştir. Allah, müminleri sadece hayır vesilesi olan imtihanlarla sınar ve onlara zarar verecek şeyleri uzak tutar. Kullarının hayrını en iyi bilen O’dur ve bu nedenle, sıkıntılara sabretmek, nimetler için şükretmek ve takdir edilenlere rıza göstermek gerekmektedir.

İmam Muhammed Bakır (a.s) ise, Allah’ın takdirine rıza göstermenin beklenen ilk kişinin, O’nu tanıyan kişi olduğunu belirtmiştir. Takdir edilen olaylar, ilahi takdire rıza gösterenlerin başına gelirken, bu kişilerin büyük mükafatlar alacaklarını ifade etmiştir. Rıza göstermeyenler ise, Allah’ın mükafatlarından mahrum kalacaklardır.

İmam Zeynel Abidin (a.s) zühtün on aşamasından bahsetmiş ve en yüksek aşamasının takvanın en düşük aşaması olduğunu belirtmiştir. Takvanın en yüksek aşaması ise, rızanın en düşük aşamasıdır.

Resulullah’ın (s.a.a) ashabına yönelttiği bir soru, onların mümin olduklarını ortaya koymuştur. Ashap, sıkıntılar karşısında sabredip, genişlik anlarında şükrederek ve takdir edilene rıza göstererek imanlarının belirtisini ortaya koymuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.a) bu durumu tasdik etmiştir.

Ancak, insanın başına gelen sıkıntılara karşı rıza göstermesi, bazen zorlayıcı olabilir. Rıza göstermek, sevgi ile birlikte gerçekleşir. Sevgi, rızayı beraberinde getirir. Rıza makamı ise, iki aşamadan oluşur: düşük rıza ve yüksek rıza.

Yüksek rıza makamına ulaşanlar, başlarına gelen sıkıntılardan etkilenmezler. Savaş meydanındaki yiğitler gibi, aldıkları yaraları bile hissetmezler. Örneğin, önemli bir işe odaklanan bir kişi, ayağına batan bir dikeni bile fark etmeyebilir. Aşk ve sevgi, bu durumda kişiyi sıkıntılardan uzak tutar.

Düşük rıza makamında olanlar ise, hoşlanmadıkları olaylardan rahatsızlık duysalar da, kalben rıza gösterebilirler. Bu kişiler, sıkıntıların sonucunu düşündükçe, bu sıkıntılara katlanmayı kabul ederler. Örneğin, sağlık için cerrahi bir işlem gerektiren bir kişi, acıyı bilmesine rağmen, iyileşme umuduyla bu acılara katlanır.

Bir kadın, düştüğünde tırnağının kopmasıyla ilgili sorulduğunda, “Alacağım ödül, ağrıyı unutturdu” demiştir. Mısır halkı da, Hz. Yusuf’un (a.s) güzelliğine kapılarak açlıklarını unuttukları anlatılmaktadır.

Dua etmek, rıza ile çelişmez. Dua, bir ibadet türüdür ve Allah, bu ibadeti yapmamayı kibir olarak değerlendirir. Yüce Allah, “Bana dua edin, kabul edeyim” buyurmuştur. Günahlara karşı rıza göstermemek de önemlidir; zira günahları onaylamak, o günahı işlemekle eşdeğerdir.

Rızanın dünyevi yararı, kalbi sıkıntılardan kurtarmak ve güzel bir ibadet yapabilme imkânı sağlamaktır. Uhrevi yararı ise Yüce Allah’ın rızasını kazanmak ve gazabından korunmaktır. Yüce Allah, “Benim uygun gördüklerime rıza göstermeyenler, başka bir rab bulsunlar” demektedir.

Rıza makamına ulaşmanın yolu, Yüce Allah’ın uygun gördüğü şeylerin en iyi seçenek olduğuna inanmak ve bu gerçeği kabul etmektir. Geçmişe üzülmek ve geleceğe kaygı duymak, yalnızca zamanın bereketini kaçırır. Bu nedenle, bir âşık gibi davranmak ve Allah’ın rızası peşinde koşmak, en doğru yoldur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu