Modern İnsan Neden Kurban İbadetinden Rahatsızlık Duyuyor?

Kurban ibadeti modern insanı rahatsız eden bir gerçeklik. Bu yazıda nedenleri ele alınıyor.

Kurban, modern insanın düşündüğü gibi ilkel bir kalıntı değil; aksine, onu steril konforundan çıkarıp varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren bir panzehirdir. Türkiye’ye geldiğimde, kurban ibadetine mesafeli duran ve onu ilkel bir ritüel olarak gören insanlarla karşılaşmak beni oldukça şaşırttı. Bu eleştiriler, çoğunlukla hayvansal gıda tüketiminden çekinmeyen bireyler tarafından da dile getiriliyordu. Bu durum, modern insanın varlık algısını ve yabancılaşmayı sorgulamak için bir fırsat sunuyor.

Modern yaşamın bir parçası olarak, ölüm ve acı gerçeği toplumdan gizlenmiştir. Eskiden insanlar evlerinde doğar ve ölürdü; şimdi ise bu süreç hastanelere ve steril alanlara taşınmıştır. Modern toplum, ölümün bir parçası olmasını engelleyerek onu bir ‘arıza’ haline getirir. Zygmunt Bauman, modernitenin ölümü ‘parçalara ayırarak’ dekonstrükte ettiğini ifade ederken, Martin Heidegger de insanı ‘ölüme doğru varlık’ olarak tanımlar. Bu bağlamda, modern insanın ölüm gerçeğinden kaçışını anlamak mümkündür.

Kurban ibadeti, modern insanın inşa ettiği steril dünyayı sarsar. Ölüm ve kanın gerçekliğiyle yüzleşmek, modern zihnin bastırdığı fânilik ve ölüm korkusunu hatırlatır. Rahatsızlık, ibadetin kendisinden çok, modern insanın yüzleşmekten kaçtığı gerçeklikten kaynaklanır. Kurban, insanı gündelik yaşamın oyalayıcı gerçekliğinden çıkararak varoluşsal bir kaygı yaratır.

Bugün et tüketimimiz, geçmişe göre çok daha yüksek, ancak bu tüketim süpermarketlerde steril bir biçimde gerçekleşiyor. Et, sanki bir makineden çıkmış gibi algılanıyor ve bu durum, modern insanın hayvan hakları konusundaki duyarlılığını sorgulatıyor. Carol J. Adams’ın ‘Kaybolan Gönderge’ kavramı, bir hayvanın et haline gelmesi için onun canlı olduğunun unutulmasını gerektirir. Kurban ibadeti, bu gerçeği yeniden hatırlatır; hayvan bir nesne değil, bir ‘can’ olarak kabul edilir.

Kurban ibadeti, modern insanın gözünden kaçan gerçekleri gün yüzüne çıkararak, vicdani bir sorumluluk yükler. Eski toplumlarda avlanmak veya kurban kesmek, hayvanla doğrudan bir bağ kurmayı gerektiriyordu. Modern endüstri ise ölümü gizleyerek insanı bu sorumluluktan muaf tutar. Bugün, hayvan hakları duyarlılığı, çoğunlukla evcil hayvanlarla sınırlı kalırken, kurban ibadeti bu konforu sarsar.

Modern insan, şiddeti sinema ve oyunlardan estetik bir nesne olarak tüketiyor. Ancak kurban ibadeti, bu estetikten uzak bir gerçeklikle yüzleşmeyi gerektirir. Gerçek acıyı ve ölümü deneyimlemek istemeyen modern zihin, kurbanın sunduğu gerçekliği bastırır. Kurban, bu estetik algının dışına çıkarak, insanı gerçeklerle yüzleştirir.

Sonuç olarak, kurban ibadeti modern insanın geçmişin ilkel kalıntısı olarak gördüğü bir ritüel değildir. Aksine, insanı kendi inşa ettiği steril hapishaneden çıkararak varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren bir deneyim sunar. Belki de bu bayram, feda edebildiğimiz ölçüde insan kaldığımızı hatırlamanın tam vaktidir. İnsanlık, ötekinin yüzünü gördüğünde başlar.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu