El-Kuddûs: Her Türlü Kusurdan Münezzeh Olan Allah
El-Kuddûs ne demektir? Allah’ın her türlü eksiklikten uzak oluşunu ifade eden bu ismin anlamını ve insan hayatındaki tecellilerini keşfedin.
El-Kuddûs, “temiz ve arı olmak” anlamındaki kuds kökünden türeyen ve mübalağa ifade eden bir sıfattır. Bu isim, Allah’ın her türlü eksiklikten, kusurdan ve noksanlıktan tamamen uzak olduğunu bildirir. Kur’an-ı Kerim’de Haşr ve Cuma surelerinde geçen El-Kuddûs, ilahi yetkinliğe aykırı bütün niteliklerin Allah’tan nefyedildiğini ortaya koyar.
Gazzâlî’ye göre El-Kuddûs ismi yalnızca Allah’a kusur isnat edilemeyeceğini anlatmaz. Aynı zamanda O’nun yaratılmışlara özgü bütün niteliklerden ve aklın kuşatabileceği bir mahiyete sahip olmaktan münezzeh olduğunu da ifade eder. İnsan zihni Allah’ın zatını bütünüyle kavrayamaz; bu konuda ulaşabileceği en doğru hüküm, O’nun hiçbir varlığa benzemediğidir. Nitekim Kur’an’da, “Hiçbir şey O’nun benzeri değildir” buyurulur.
Her türlü noksanlıktan sonsuz biçimde uzak olma anlamı taşıyan bu sıfat yalnızca Allah için kullanılabilir. İnsanlar ne kadar erdemli ve başarılı olurlarsa olsunlar, yaratılmış olmanın sınırları içinde bulunur ve hatadan tamamen arınamazlar. “İnsan-ı kâmil” ifadesi de insanüstü bir varlığı değil, Allah’ın razı olacağı ahlaki olgunluğa erişmeye çalışan insanı anlatır. Peygamberler, sıddıklar, şehitler, salihler, veliler ve melekler dâhil hiçbir yaratılmış, ilahi anlamda kutsallık ve kusursuzluk vasfına sahip değildir.
Tevhid inancının temelinde de bu gerçek bulunur. Bütün peygamberler, insanları Allah’tan başkasına kutsallık atfetmekten ve ona kulluk etmekten sakındırmıştır. Ancak tarih boyunca bazı kişi, mekân, zaman ve nesnelerin ilahi bir nitelik taşıdığına inanma eğilimi Müslüman toplumlarda da görülmüştür. Bazı âlimlerin görüşlerinin eleştirilemez kabul edilmesi, vefat eden tarikat önderleri hakkında aşırı kutsayıcı ifadeler kullanılması ve kabirlerden medet umulması bu yaklaşımın örnekleri arasında sayılabilir.
Kutsal olanı belirleme yetkisi insana değil, Allah’a aittir. İlahi bir bildirim bulunmadan kişi veya nesnelere kutsallık yüklemek, zamanla şirke kadar varabilecek bir anlayışın önünü açar. Tarih içinde Hristiyanlığın geçirdiği dönüşüm, bu tür bir kutsallaştırmanın hangi sonuçlara yol açabileceğini gösteren dikkat çekici bir örnektir.
Allah’ın Mukaddes Kıldığı Varlıklar
Allah’tan başka hiçbir varlık zatı itibarıyla kutsal değildir. Bununla birlikte Allah, dilediği varlıkları kendi katındaki değerleri sebebiyle mukaddes kılabilir. El-Kuddûs isminin yaratılmışlar dünyasındaki tecellisi de bu şekilde gerçekleşir. Kutsallıkla ilişkilendirilen varlıklar, kendi başlarına ilahi bir nitelik taşımaz; Allah’ı ve O’nun yüceliğini hatırlatan işaretler hâline gelir.
Kur’an’da geçen “Rûhulkudüs” ifadesi, Elmalılı Hamdi Yazır’a göre şaibeden uzak, güvenilir ve tertemiz ruh anlamına gelir ve Cebrail’i ifade eder. Cebrail’in bu isimle anılması, Kur’an’ın Allah katından hiçbir şüphe ve bozulma taşımayan kutsal bir elçi aracılığıyla indirildiğine işaret eder. Kaynağının Allah olduğunu ve Resûlullah’ın kendi sözlerinden ayrılması gerektiğini belirtmek için bazı hadislere de “kudsî” denilmiştir. İnsan hayatı için vazgeçilmez olan ve korunması Allah tarafından emredilen değerlere ise mukaddesat adı verilir.
El-Kuddûs İsminin Tecellisi
İnsanın müdahalesiyle bozulmadığı sürece kâinattaki fıtri temizlik ve düzen de El-Kuddûs isminin tecellilerindendir. Mekânlar, kutsal ve sıradan oluşlarına göre farklılaşabilir. Kuds kökünden gelen bazı mekân isimleri, günahlardan ve manevi kirlerden arınma anlamı taşır. Kâbe, bu mekânların başında gelir. Kur’an’da Kâbe’nin insanlar için ibadet, güven ve arınma yeri olduğu bildirilir. Dünyadaki sıkıntı ve belalardan uzak oluşu sebebiyle cennet de “kutsal alan” anlamında Hazîretü’l-Kuds olarak anılmıştır.
Allah’ın bütün eksikliklerden ve kötülüklerden uzak olduğunu bilen kişi, O’ndan mutlak anlamda şer ve kötülük gelmeyeceğine inanır. Allah’tan gelen her şeyin hayır ve hikmet taşıdığını kabul etmek, insanın olaylara bakışını arındırır. Böyle bir anlayış, karşılaşılan sıkıntılarda kişinin kendi hatalarını fark etmesine yardımcı olur. El-Kuddûs’a iman eden kimse, hiçbir insanı kusursuzlaştırıp ilahlaştırmaz; Allah’ın kendisine verdiği şahsiyeti başkalarına kulluk edecek şekilde değersizleştirmez.
Kuşeyrî, El-Kuddûs isminden nasiplenen kulun inancını, ibadetini ve kalbini yanlışlıklardan temizlemeye çalışacağını belirtir. İnancın temizliği şüphelerden uzak sağlam bir yakînle, ibadetin temizliği ihlasla, kalbin temizliği ise kötü huyların terk edilmesiyle gerçekleşir. Kul, servetini haramdan, zamanını Allah’a muhalefetten ve nefsini aşağı arzuların peşinden gitmekten korumaya gayret eder.
Temiz bir hayat sürmek, insanın hatalarından dolayı sürekli tövbe etmesini ve iç dünyasında biriken kötülüklerle mücadele etmesini gerektirir. Kalpte ve zihinde bırakılan kötülük izleri, insanı zamanla aşağıya çeker. Bu nedenle El-Kuddûs isminin bilincine sahip olan kişi, hem inancını hem ibadetini hem de ahlakını arındırmaya çalışır.




