OECD: Türkiye, Kritik Minerallerde Küresel Bir Oyuncu
OECD, Türkiye’nin kritik minerallerdeki rolünü ve stratejik konumunu vurguladı.
OECD Ticaret ve Tarım Direktörü Marion Jansen, İstanbul’da gerçekleştirilen OECD Kritik Mineraller Forumu’nda Türkiye’nin bor ve nadir toprak elementleri rezervlerinin yeşil dönüşüm sürecinde önemli bir tedarikçi konumunda olduğunu belirtti. Jansen, enerji dönüşümünün hızlandığı günümüzde kritik minerallerin pazarındaki Türkiye’nin stratejik rolüne dikkat çekti. Tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıkların arttığı bu dönemde, Türkiye’nin hem üretici hem de lojistik ticaret merkezi olarak çeşitlendirme stratejisinde önemli bir yer edinebileceğini ifade etti.
Jansen, lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik ürünlerin küresel pazarının bazen tek bir ülkede yoğunlaştığını ve bu durumun iki büyük riski beraberinde getirdiğini söyledi: Fiyatların dengesizleşmesi ve baskın aktörlerin erişim engelleri. Bu bağlamda OECD, madencilik ve işleme projelerinde finansmanın çeşitlendirilmesi için aktif çalışmalar yürütmektedir.
OECD verilerine göre, son 15 yıl içinde kritik minerallere yönelik ihracat kısıtlamaları sürekli bir artış göstermiştir. 2009-2024 döneminde yaklaşık beş kat artan bu kısıtlamalar, çok taraflı ticaret sistemine ciddi tehditler oluşturmaktadır. Jansen, Türkiye’nin bu alanda ihracat kısıtlaması uygulamayan ve küresel piyasalara tam entegre bir ülke olarak güvenilir bir liman olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin sadece bor rezervleriyle değil, coğrafi konumuyla da dikkat çektiğini belirten Jansen, “Türkiye, Asya, Afrika ve Avrupa arasında mükemmel bir ticaret merkezi. Farklı bölgelerden gelen minerallerin lojistiği ve geçişi açısından avantajlı bir konumda,” dedi. Ayrıca Türkiye’nin OECD bünyesindeki ihracat kredileri düzenlemelerindeki etkisinin, yatırım projelerinin finansmanında kritik bir rol oynayabileceğini ekledi.
Madencilik projelerinin yer altından satış aşamasına ulaşmasının uzun ve maliyetli bir süreç olduğunu hatırlatan Jansen, sektördeki asıl zorluğun teknoloji ve uzun vadeli sermaye olduğunu vurguladı. Yatırımcıların şeffaf fiyat oluşumu ve rekabetçi piyasa koşulları aradığı bu dönemde, Türkiye’nin potansiyelinin daha büyük roller üstlenmeye açık olduğu ifade edildi.




