Eski İngiliz Diplomatın Analizi: Trump ve İsrail İlişkileri

Alastair Crooke, Trump’ın İsrail’e attığı suçlamaları ve bölgedeki güç dengelerini analiz etti.

İslami Analiz / Haber Merkezi

Eski İngiliz diplomat ve müzakereci Alastair Crooke, Orta Doğu’daki çatışmaların dinamiklerini ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik son hamlelerini değerlendirdi. Crooke, bu iki ülkenin, Tahran’ı geri adım atmaya zorlayacaklarını düşündükleri saldırıların, gerçekte bir yanılsamadan ibaret olduğunu vurguladı. Ayrıca, bölgedeki krizlerin Batı’nın kontrolünden çıktığını ifade etti.

Crooke, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri stratejinin, sadece kısa süreli bombardımanlarla sınırlı kalamayacağını, bu tür bir yaklaşımın uzun vadede yıpratma savaşı için gerekli olan lojistik destekten yoksun olduğunu belirtti. İran ise, olası bir müdahaleye karşı hazırlıklarını sürdürerek, gelişmiş hipersonik füzelerini dikkatle saklıyor ve Batı’nın kapasitesinin tükendiği anı bekliyor.

Körfez bölgesinde, İran’ın Güney Pars gaz sahasına yönelik saldırıların ardından meydana gelen diplomatik ve ekonomik çalkantılar, Washington’da büyük bir paniğe yol açtı. İran, bu duruma sert bir şekilde yanıt vererek, Katar dahil beş Körfez ülkesinin enerji altyapılarına saldırdı. Bunun sonucunda Katar, uzun vadeli gaz sözleşmelerinde mücbir sebep ilan etmek zorunda kaldı ve tesislerin yeniden inşası için en az beş yıl süreceği tahmin ediliyor.

Crooke, Trump’ın damadı Jared Kushner’ın, olaylar sonrası kayınpederine ulaşarak Katarlıların büyük bir öfke içinde olduğunu ve bu durumun kendisi için kötü bir haber olduğunu ilettiğini aktardı. Trump ise durumu kurtarmak adına, suçlamaları hızla İsrail’e yönlendirdi. Ancak bu durum, İsrail cephesinde büyük bir tepkiyle karşılandı. İbranice basın, Trump’ın açıklamalarını yalanlayarak, Beyaz Saray ile İsrail’in yakın işbirliği içinde olduğunu belirtti.

İsrail medyasında, İran’ın çöküşü ve liderliğinin kaos içinde olduğu yönündeki propagandanın gerçeği yansıtmadığını ifade eden Crooke, İsrail’in içindeki hasarın büyük boyutlarda gizlendiğini vurguladı. Savaşın gerçek maliyetinden halkın habersiz bırakıldığını belirtti. Öte yandan, İran halkının 1979 Devrimi’nden bu yana belki de hiç olmadığı kadar kenetlendiği ve devletin arkasında durduğu gözlemleniyor.

Crooke’un analizinde dikkat çeken bir diğer nokta, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı’nda devreye soktuğu yeni denizcilik rejimi. Bu yeni sistem, belirli gemilerin geçişinin yalnızca Yuan ile yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, Amerikan hegemonyasını sarsan önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. ABD ve müttefiklerinin denizlerdeki tahakkümünün sona erdiği bir döneme girilirken, Çin gemileri Hürmüz Boğazı’ndan sorunsuz bir şekilde geçmeye devam ediyor.

Crooke, Trump ve Netanyahu’nun iç siyasetteki sıkışmışlıklarını aşmak için savaşı bir zafer olarak sunmaya çalıştıklarını, ancak bunun ters tepebileceğini belirtti. Ayrıca, Hürmüz Boğazı’na binlerce Amerikan deniz piyadesi gönderme planlarının büyük bir felaket olacağını öngördü. Sonuç olarak, Crooke’un değerlendirmeleri, Washington ve Tel Aviv’in hatalı istihbarat ve kibirle başlattıkları bu savaşın, yalnızca bölgesel değil, küresel güç dengelerini de kalıcı olarak değiştirdiğini ortaya koyuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu