Medine: İslam Medeniyetinin Doğduğu Mukaddes Şehir
Medine, Hicret’in ardından İslam medeniyetinin şekillendiği, Mescid-i Nebevî etrafında gelişen ve farklı toplulukları buluşturan mukaddes şehirdir.
Medine, Hz. Muhammed’in (sas) mescidine ve kabrine ev sahipliği yapan, Mekke ile birlikte İslam dünyasının iki mukaddes merkezinden biri kabul edilen mübarek bir şehirdir. Hicret’in ardından İslam toplumunun yeni yurdu olan Medine, halkının herhangi bir baskı altında kalmadan İslam’ı benimsemesi sebebiyle “Kur’an’la fethedilmiş şehir” şeklinde anılır.
Hicret öncesinde farklı dinî toplulukların ve çeşitli etnik grupların yaşadığı Medine, Hz. Peygamber’in öncülüğünde farklı kesimlerin bir arada yaşayabildiği bir medeniyet merkezine dönüştü. Şehrin sosyal ve fizikî yapısı, Mescid-i Nebevî merkeze alınarak şekillendi. Bu yaklaşım, daha sonra kurulan İslam şehirlerinin planlanmasında da önemli bir örnek teşkil etti.
Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretiyle başlayan medeniyet yürüyüşü, Müslümanların ulaştıkları beldelerde camiler, eğitim kurumları, çarşılar ve kervansaraylar inşa etmesiyle sürdü. Böylece Medine’de şekillenen şehir anlayışı, İslam medeniyetinin farklı coğrafyalara yayılmasında etkili oldu.
Bir Ayet: “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır.” (Tevbe, 9/100)
Tarihten not: Hz. Muhammed’in (sas) Mekke’den Medine’ye hicreti 622 yılında başladı.




